1 Ekim 2026 Perşembe

"Bilinç"in bilinci...


Anlık(Zihin): An be an...

B (bile değil): Dut ağacına tırmanmış birinin, dallarından tek tek toplayarak yiyebileceği dutların erişebileceği/eriştiği bir bölümü, ya parmaklarıyla uzanır ve toplarken ya da dutun birine dokunduğunda etrafındaki birkaçını toplayamadan yere düşer ve düşenleri yer, yer. Kişinin gözüne kestirdiği her bir dutu toplama/yeme olanağı ve olasılığı yoktur. Dallardaki dutlar o kadar çoktur ki onlarca kişinin yediği ve yiyebileceğinden daha fazlası ya olgunlaşmak üzere dallarda kalır ya da gece/gündüz dökülecektir/dökülmüştür.

"Daha kolayı var" diyerek ağaca tırmanmak yerine altına geniş bez/örtü serip ağacı silkeleyerek toplanan olgunlaşmış dutları toplamak da bir yöntemdir. Fakat bezle ne kadar toplanabilse de ağaçta görülen dutların bir bölümü yine bezin dışında kalacaktır. Dutların tamamını kendi toplayamaz/yiyemez ve yine doğa, yaşam ve öteki tüm varolanlar, yere dökülenleri sürekli yer.

Her bir dut tekini en küçük anlam/değer birimi ve veri olarak düşünelim. Veri, bilgi, anlam, düşünce, para, ekonomi, borsa, sağlık, başarı, mutluluk, huzur, yaşam ve bilinç de hem büyük yapı/düzen olarak dut ağacına hem de en küçük parçası olan duta benzetilebilir.

Kişi, eğer kaybettiklerini ve kaybedeceklerini göze alamaz, süreci düşünemez, kökten ve toptan kazanmaya odaklanır, "kendini de kendi çevresinin ya da dünyanın özeğinde/merkezinde görür" ise yaşam ve bilinç (ve bilgelik) ağacından ve meyvelerinden (nitelikli/yeterince) yararlanamaz. Ürünleri kendine/yaşamına katamamasının nedeni, yaşama ve düzenine katılamamasından kaynaklanır. 

Kişi, sahip olduğu/olabileceği her bir nesneyi, kişiyi ya da değeri (yeteri kadar) düşün(e)medikçe ve sorgula(ya)madıkça kaybedebilir fakat bu gerçekliğin farkına ancak dönüşü olmayan noktaya geldiğinde varır. Çevresindeki her bir parçayı kendine ait görmek yerine kendini her bir parça ve bütün ile birlikte, ilişkide görebilirse "sahip olma"nın ötesinde "olma bilinci"ne erer.

Kişi, ancak kazancının önünde kaybını da düşünebilir, göze alabilir; "alma" değil verme öncelikli davranabilir ve paylaşabilirse sahibi olduğu en küçük parça ya da değerden (düşünerek/sorgulayarak) istifa edebilirse bilincinden, bilgelikten ve niteliği, verimliliği/bereketi olan yaşam(ın)dan istifade edebilir/ettirebilir. Olmadan önce olmayı, ölmeden önce ölmeyi düşünebildiği, sürekli anımsayabildiği ve uygulayabildiği oranda bilinçli, bilge ve kendi olabilir.

Temel sahip olduklarımızın değeri bilinmeyebilir/unutulabilir fakat
sahip olunan/olunabilecek temel/öncelikli değerlerin bilincinde olunabilir.


Anlık: Bilincin bilincinde miyim/z?

B (bile değil): Bu düşünceyi/soruyu sorgulayabildiğin anda başlayan ve süren/sürebilecek,
belirginlik ve belleğin devrede olduğu kadar... Evet! (>< Belirsizlik ve bellek yitiminde ise... Hayır!)


Anlık: Neyin belirginliği/belirsizliği ve nasıl?

B (bile değil): Güneş düzeni içinde, gövdesi itibarı ile (gelişmiş) memelinin, emiğinin(beyninin) ve ön bölümünün gelişmişliğindeki insanın, beş duyusunun herhangi birinin/birkaçının ya da beşinin aracılığıyla varolan(mevcud) tekil (her) en küçük birimdeki verinin, algı olarak birleşip tasarım, tanım yetkinliğine gel(ebil)diği (bilişsel) en küçük anlam/değer birimi olan düşünce ya da/= sözcüğün bağlamı ve tanımı(dışındakileri engelleyerek, içeriğini toplayarak[ağyârını mâni, efrâdını câmi]) ile...

Dış koşul olarak karanlık ve iç koşul olarak uyku (bayılma ya da koma) durumunun bulunmadığı, arkayı görememe sorununun bulunmadığı her an... (Belirli bir yaşa kadar bebeklik > çocukluk dönemi dışında, delilik, yaşlılık[bunama ya da Alzheimer gibi] özel/istisna dönem ya da durumlar dışında...) Gövde-anlık ilişkisindeki ve dışarıdaki niceliğin (en az iki nesne, olay ya da durumun) ayrımı ve niteliğin oranı, yetkinliği ve belirginliği kadar.

Aydınlanma, aydınlığı "düşleyerek" değil
karanlığın bilincine vararak gerçekleşir.


Anlık: İlk önce düşüncenin ve öteki yüzü olan sözcüğün kökenine bakmak gerekmez mi?

B (bile değil): Evet. Biraz daha yakından bakarak Türkçe olan "bilmek"ten türetilmiş bu sözcüğün kökeninde olan "bil"den "bil-in-mek" ve ad yapan "-ç" türetme ekiyle "bil-in-ç" sözcüğü oluşturulmuştur. Arapça karşılığı olan "şuur[şar = kıl, şir = şiir][: İnce bir imle belirginlik. | Çatlak, sızıntı. | Kendi varoluşunun, sorumluluğu ve denetimi. | Anlama, anlayış.]" ve İngilizce olan "consciousness" sözcüğünü "veri/uyaran > duyumsama > algı(ayırt etme ve birleştirme) > belirginleştirme > anlamlandırma > bilme > bilincinde olma" aşamasında düşünmek ve kavramak daha verimli olacaktır.

"Bilme sonucu elde edilen, bilinen" anlamına gelen "bilgi" sözcüğüyle de doğrudan ilişkisinin yanı sıra sözcük ya da köken olarak doğrudan ilişkisi olmasa da bireyin özbilinç düzeyinde eyleminin farkında olması, değerlendirme eşiği ve bilinç sözcüğündeki gibi "bul-mak > bul-un-mak > bul-un-ç" türetimiyle "bulunç[Tr.]/vicdan[Ar. < vecede[v-c-d] < cud: Görünme. | Taşma.]/conscience[İng.]" kavramı da "bilinç > özbilinç > sorumluluk > bulunç" aşamasıyla bu bağlamda üstünde durulması gereken bir ilişkidir.

(Her alanda olduğu gibi terim ve köken/tarihçe ilişkisi başlı başına, öncelikli(önemli) ve fakat öteki temel başlıkların çokluğu nedeniyle daha kapsamlı araştırma yapmak üzere kaynakları da bol ve açık olan bu alanın da ayrıca zevk edilmesini önerelim ve dileyelim...)

Bilinç, sözcüklerle düşüncenin/imgenin buluşmasıdır.


Anlık: Hangi temel (oluş <> bozuluş ve varoluşsal) koşullarda?

B (bile değil): İki zorunluluk çifti ve iki olanak arasında. Gün denilen geniş aralık olarak, uyanma ile uyuma arasında ve iki boşaltım arasındaki birkaç saatte açığa çıkarılabilecek herhangi bir eylem ve söylem olanağında. "Nasıl olsa yine uyuyacağım." ya da "Nasıl olsa yine tuvalete geleceğim." düşüncesiyle durağanlık/atâlet içinde ve boş boş bekleyerek değil dirimsel zorunluluk eşikleri arasında eylem olanaklılığını olabildiğince ileri düzeyde kullanmak üzere bilinç ile gerçekleşiyor.

Dirimsiz değil fakat dirimli olan tüm bitki ve hayvanın temel ve ortak özelliği, üreme/çoğalma mekanizmasıyla birlikte varolma(/varoluşunu [olabildiğince uzun ve güçlü] sürdürme) gereksinimidir. Kümelemenin en üst gelişmişliğinde olan omurgalı memeli olması açısından insan gövdesi de aynı yapı ve gereksinim üzere çalışıyor. Fakat insanda emiğinin ve anlığının gelişmişliği nedeniyle öteki varolanlara göre ek ve daha ileride olan bir de ait olma gereksinimi bulunuyor. Bu da her bireyde ve ötekiler ile birlikteliğinde veri işleme gelişmişliğini ve bilincin gelişmesini sağlatıyor.

Tüm varolanların her birine, varoluş aralığına ve insan olarak dünyanın en alt sınırına, uzaydaki aralıklarına ve evrenin en üst/dış sınırına fiziksel olarak erişemesek de varoluşun öngörülebilir sınırının bilinci olan "ölüm" ya da "oluş <> bozuluş/yok oluş(kevn-fesad)" eşiklerini düşünebiliyoruz. Öleceğinin bilgisine ve bilincine sahip tek varolan olarak (çocuk olmayan, deli olmayan ya da bunamamış) her birey, temel anlam, değer ve ölçütünü ölüm bilinci ile sağlıyor.

Tüm varolanlar arasında bireyin aynı anda (ve anlıkta/düşüncede) hem (")güçsüzlüğü("), hem de bilgelik gücü ve ölçütü olan bilin(e)mezlik, belirsizlik ve kendiliğindenlik, ancak "şu ya da bu, şu kadar ya da bu kadar" olmaktan öte, en küçükten daha küçük, en büyükten daha büyük olma bilinci/farkındalığı ("üstünlüğü" değil!) ve her türlü "olumlu/olumsuz", "yeterli/yetersiz" fiziksel koşulda, anlam ve değer olarak "varoluşunun yeterli olduğu bilgisi ve bilinci" ile yetkinleştirilmesi gereken bu öncelikli bilgi ve bilincinin sürekli anımsanması ile dengelenebilir.


Anlık: Zorunluluk, sorumluluk, yetkinleşme eşikleri ve aralıklarında mı?

B (bile değil): Anne karnındaki oluşum, doğumla birlikte birinci saniye ve sonrasında, gövde/örgen noktalarını beyninde haritalamaya başlama aşamalarıyla birlikte bebeğin kafasını bir taraftan öteki tarafa çevirebilme gereksinimi ve yetkinliğiyle kafasını tutabilme, kendi başına oturabilme, yürüme, ses çıkarabilme ve konuşma dönemi olan ilk yıldan sonra ve yaklaşık 30 ay geçtikten sonra kas ve sinirleri arasındaki birlik ve bütünlüğünü dışkı tutarak sağlayabildiği, 4 > 7 > 13 > 16 > 19 yaştan gün aldıkça kendi olabilme çıtasını yükseltebildiği katılım ve sorumluluğunda...

Kişi, bilgi ve bilinç ile yönelmeyi yeğle(ye)mezse kendini çoğunlukla zorlukta ve zorunlulukta geliştirebilir ve değiştirebilir. Kendini ve bilincini de ancak eylem ve söylem eşiğinde görebilir/gösterebilir, tanıyabilir ve başkaları tarafından tanınabilir.

[İlgili yazı için sürekli erişim ve paylaşım adresi...
Kendini (sınır[lar/ın]da) Tanı!]


Anlık: Yaşamda kalmak üzere "Doğal ve zorunlu olanlar" ile "Doğal fakat zorunlu olmayan" temel gereksinimler ve bilinç...

B (bile değil): Barınma, bürünme ve beslenme, insanın doğal ve zorunlu olmazsa olmaz temel gereksinimi. Yaşam ve bilinç de bunlar gibi dış ve öncelikli koşulların bulunması ve sürdüğü kadardır.

Doğal fakat yoksunluğu varoluşsal tehdit ya da tehlike oluşturmadığından zorunlu olmayan, eşeysellik gereksinimi de var tabii. Dirimsel ve bilişsel denge unsuru açısından öncelikli/önemli olan bu gereksinim, öteki dirimliler gibi süreklilik açısından üreme işlevinin çok ötesine geçmiş düzeydedir. Genel olarak ve özellikle bilinç açısından ne kadar etkili, dengeli, bütünlüklü ve sağlıklı/sağlıksız olacağı ayrı ya da birlikte ele alınabilmesinin yanı sıra kişinin başka biriyle eşeysel ilişkiye girmeden yaşamını sürdürebilmesi de gerçekliğin bir parçasıdır.


Anlık: Usun ilkeleri, işlevleri ve bilinç...

B (bile değil): Özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü durumun/olasılığın olanaksızlığı, usun, bilincin, düşünebilmenin ve konuşabilmenin temel ilkesidir. Görelilik de ancak bunların bilgi, bilinç ve birikimiyle birlikte ve bunlardan sonra sıra gelebilecek aşamadır.

Tümdengelim(tâlil[Ar.]/deduction[İng.]) ve tümevarım(istikrâ[Ar.]/induction[İng.]) da usun işlevidir. Evrenden/doğadan gelen verileri/uyaranları beş duyu uyarılan(lar)ı aracılığıyla karşılayan algı ve bilinç, tümevarım ile gözlemlenebilecek ve yönetebilecek bazı parçalar, etkileşim ve ilişkiler ile fiziksel ve bilişsel bazı sonuçlara varılabilir. Yine de doğa ve çevre gibi, gövde, anlık, bilinç ve düşünce gibi tüm dış ve iç temel araç, koşul ve olanaklar, tümdengelim ile sağlanabilmektedir.


Anlık: Eseme, beş tümel ve bilinç...

B (bile değil): Biçimsel düşünmenin kurallarının belirlendiği ve tanım yapma bilgisi, bilimi ve bilinci olan eseme(mantık), anlığı düşünme ve düşüncede hatadan koruyan olmazsa olmaz araçtır. 

Beş tümel(külliyât-ı hams) olarak tanımlanan temel bölümlemeler ile varolanlar arasında bilgi ve bilinç düzeyi artırılmaktadır. "O/şu/bu nedir?" sorusuna nitelik açısından yanıt verirsek cins; nicelik açısından yanıt verirsek tür/nevdir. İki farklı tür/nev'i nitelik açısından ayıran, ayrım/fasıldır. Bir özelliğe karşılık geliyorsa özellik/hâssa; birden çok özelliğe karşılık geliyorsa ilinek/arazdır.

Bilinç ve anlığın nasıl yapılandığı ve işlediği üzerine bu birikim de çok aydınlatıcı olduğundan, düşünme sürecinin bu aşama ve katmanlarıyla ilgili ayrıntılara öncelik verilmelidir.

[Temel ve daha geniş bilgi için sürekli erişim ve paylaşım adresi...
Eseme]


Anlık: Kümelemeler/kategoriler ve bilinç...

B (bile değil): Uzay/uzam (mekân), tüm kümelemelerin(/sınıflamaların/kategorilerin) temel, kaynak ve kapsayıcı kümesidir. Ancak insan bilincinin varolması ile ikinci kümeleme olan zaman ve öteki on kümeleme/soyutlama da söz konusudur.

[Ayrıntıları için sürekli erişim ve paylaşım adresi...
Kümelemeler...]

Bilincin ötesinde uzay ve zaman yoktur.


Anlık: Üst/sonsal soyutlama/kümeleme olarak "-lık" eki...

B (bile değil): Tüm nesneleri ortak olan/olmayan özellikleriyle öteki nesneler ile ilişkisinde kümelendirmek ya da küme dışında tutmak, anlık ve bilincin işlevidir. En üst ve en son soyutlama olan "-lık" eki de anlık, bilinç, düşünce ve dilin ulaşabileceği soyutlama düzeyidir. Tüm ölçütlerin ölçütü olan "İnsan > İnsan-lık" ve tüm varolanların ölçütü olan "var > var-lık | yok > yok-luk" düzeyini "insanlık-lık/varlık-lık/yokluk-luk" olarak yazabilecek/diyebilecek olsak da fazladan bir ya da birkaç "-lık" eki ile daha soyut/üst bir düzeye çıkaramayız.

Aynı biçimde, "-lık" eki gelmiş/kullanılmış bir kavram, düşünce ve bilinç düzeyine "-lar" eki getirmek/kullanmak da olanaklı ve doğru değildir. "Varlıklar" / "özgürlükler" gibi kullanımlar, akademik, felsefi ya da günlük yazı ve konuşmalarda her ne kadar yanlış ve çokça/sıkça karşılaşılsa da "insanlıklar" / "hiçlikler" / "yokluklar" ile karşılaşılmaz. Benzer olarak "ayrılıklar" sözcüğü ile karşılaşılabilse bile "birleşmişlikler" gibi bir kullanımla pek karşılaşılmaz. "Doğruluklar" sözcüğü ile de "yanlışlıklar" kadar karşılaşılmaz. 

Bu konu ve sorun, çok yalın olmasına karşın ilk başta çok karmaşık ve önemsiz görünebilse de kişi(düşünür/öğrenci), düşünce ve sözcüklere gösterebileceği özen, dikkat ve saygı ile farkındalık düzeyini her zaman için etkin tutabilir. Temel koşullardan en üst düzeye kadar tüm bireysel ve toplumsal sorumluluk, kişinin kendi emek ve bilincindedir.


Anlık: Bilinçlenmekte amaç var mıdır ya da olabilir mi?

B (bile değil): Bilinç, amaç konusu değil zorunluluk ya da gereksinim konusudur. Ayrıca bilmek değil önce ayırabilmek, sonra yeğleyebilmek ve sonunda sorumluluk alabilmek, sorumluluklarını sürdürebilmektir.

Bilincin en küçük aracı ve birimi de ayrımdır. Ayrım yoksa belirginlik yoktur. Belirginlik yoksa anlam kurulamaz. Bağlam ve anlam ilişkisi kurulmadığında bilinçten değil yalnızca etkileşimden söz edilebilir. Etkileşimin nitelikli ve daha kolay olabilmesi için de iletişimin sağlanması gerekmektedir. İletişim de yazı ya da söz ile ve en küçük ve temel anlam birimi olan sözcük/terim bilgisi ve kişinin kendinde, öteki kişi(ler)de ve konu üzerine oluşturulabilecek bilinç oranında sağlanır.

Kişi (ve bilinci), amacı kadardır.


Anlık: Bilincin ölçütü nedir?

B (bile değil): Tüm nesnelerin ya da durumların temel ve ortak özelliklerini ayırt ederek kümeleyebilme, ögelerin ayrıntılarını karşılaştırabilme, ögeler arasında ilişki kurabilme, her bir ögeyi ayrı ayrı ve bağlamına göre (parça ya da bütün olarak) anlamlandırabilme, ögeler arasındaki verimlilik ve işlevine göre yeğleyebilme, verilen kararlarda yanılabilme olasılığını öngörebilme, kararının (olası) yanlışlığı durumunda düzeltebilme ve kişinin kendi düşünce, eylem ve sözlerini başta, ortada ve sonunda çözümleyebilmek üzere konu edinebilmektir.


Anlık: Bilinç, nerede ve nasıl başlar?

B (bile değil): Çevrede bulunan ya da bulunmayan; herhangi bir nesnenin, olayın, durumun, ilişkinin, sürecin ya da yokluğunun; beş duyudan biri ya da birkaçı aracılığıyla duyumsanabilmesi/duyumsanamaması, algılanabilmesi, ayırt edilebilmesi ve anlamlandırılabilme eşiğiyle herhangi bir durumun, deneyimin, herhangi bir düşüncesi, anlamı, değeri ve ölçüsü varken/olabilecekken, yok olması ve deneyimlenemezlik eşiğinde "bilinç" adını ve düzeyini alır. Yani değeri olan/olabilecek herhangi bir nesne ya da bağlamın bulunamama ya da kaybedilme olasılığı içinde düşünülebilmesi ve sorgulanabilmesiyle...

Doğrudan ve dolaylı bağlantı kurmanın farkı da bilişsel olanakların ve bilincin işlevleri açısından önemli ayrımdır. Kişi, yaklaşık iki yaşından itibaren en az iki sözcüğü yan yana getirerek her türlü sözü söyleme becerisini göstermeye başlasa da daha kapsamlı düşünmek üzere önünde daha da bilinçlenmesi gereken ayrıntılar ve uzun yıllar olacaktır. Kişi, kendini yetkin olmamasına karşın yetişkin ve her konuda konuşabileceğini sansa, kendince ve keyfince, veri ve bilgi aşamasını atlayıp "yorum" aşamasına geçmek istese de bu yanlışını sürdürdükçe bilinçten de o kadar uzak kalacaktır. "Dolaylı bağlantı, benzetme ve çağrışımlar" ile yaşayacağını sanmanın yanlışlığını düzeltmeyi sağlayabilecek tek bilgi ve bilinç, doğrudan bağlantılı olanların ve olabileceklerin araştırılması ve bu temel üzerinde durmayı yeğlemektir.

Her şey, her şeyle
dolaylı olarak "bağlantılandırılabileceğinden";
hiçbir şeyin, hiçbir şeyle
doğrudan bağlantılandırılamayacağıyla 

başlar her şey!


Anlık: Bilinç için anlamak ve anlatmak...

B (bile değil): Anlamak, öncelikle dış uyaranlar/veriler ile düşünen, sorgulayan, okuyan, dinleyen kişinin bilişsel araç ve koşulların verimli, tutarlı ve bütünlüklü biçimde buluşmasını sağlama çabası, emeği, özeni ve sorumluluğu ile gerçekleşebilir. Anlamak için de iki temel kural ve koşul vardır. Biri özellikle yeni, farklı ya da aykırı görünen her durum ve ayrıntı karşısında olabildiğince nötr olabilmeye çalışmak, öteki ise anlamak üzere nitelikli soru sormak. Önceki bilgi ve deneyimlerinde bulunan kayıt, kalıp, kabul, konfor, ezber ya da yargıları bir süreliğine kenarda tutma bilgi ve bilinci ile sağlanabilir. 

Aynı biçimde anlatabilmek için de anlatacak/yazacak kişinin sorumluluğu bulunur. Anlatacağı konuda yeterince bilgi, birikim, deneyim ve bilinç gereklidir. Buradaki kural ve koşullar ise aktarım yöntem ve içeriğini, en başta dil yetkinliği, geniş sözcük dağarcığı ve yetkin örneklerle bezemektir.

Bilincin etkin olması için anlamakta da anlatmakta da ortak bir deneyim ve eşik bulunur. Dinleyenin anladığının ya da anlama isteğinin ve çabasının ilk eşiği/göstergesi/kanıtı "hmmm" demesidir. Anlatanın da anlatmadan önce "hmmm" deyip "Bunu nasıl daha yetkin anlatabilirim/yazabilirim?" diye düşünme/sorgulayabilme çabası, özeni, inceliği, emeği, eşiği ve bilincidir.


Anlık: Kendini tanımak üzere bilinç...

B (bile değil): Her bir kişiyi tepe biçiminde bir ada olarak ya da üçgenin tepesinde bulunan yetkinlik ve bilinç olarak düşünelim. Tepenin/doruğun bir altındaki basamakta, Soluk, Beslenme, Psikololji, Fizyoloji, Eşeysellik ve Dil. Üçgenin tabanına doğru doldurulabilecek milyonlarca konu, bu altı ana alanda ve bilinç başlığı altında toplanabilir. Bu konuların önceliği ve kapsayıcılığı bilincin oluşması ve sürdürülmesi açısından milyonlarca konudan daha önce/üstte yer almaktadır.

Temel olarak, kişi, bilincini/kendini ve kendi dışındaki her bir kişiyi ancak iki olanağı ve aracı ile tanıyabilir/tanıtabilir. Eylem ve söylem ile... Eylem(davranış/tutum), söylemin/sözün bin katı derinlik ve etki göstergesidir. Bilinç de kişinin eylem ve söylemleriyle tüm etkileşimleri, ilişkileri ve iletişimindeki emek, çaba, ölçülülük, özen, saygı, geri durma/direnç(ihtiyâr/edep), tutarlılık, açıklık, bütünlük ve süreklilik olarak açığa çıkar.

[Temel ve daha geniş bilgiler için sürekli erişim ve paylaşım adresi...
Kendini TANI!]


Anlık: Korku ve kaygının bilinç ile ilişkisi...

B (bile değil): Kişinin yaşamında, varoluşta ve doğada, herhangi bir dirimlinin, varoluşunun sürekliliğini sağlamak üzere, özünde işleyen ve gerekli olan KORKU ile ancak "İnsan"ın yaşam alanında bulunan, fakat tek bilgi, bilinç ve gücü olan, ne yapmayabileceğinin bilgisi [direnç/ihtiyâr] ile gereksiz ve işletilmeyebilecek bir sürecin, yani "KAYGI"nın farkını, sürekli anımsayarak yaşama niteliği de bilinçte ve bu bilincin kişinin yaşam dairesindeki özekte/merkezde bulunmaktadır.

Hepimizin, her zaman, zemin ve koşulda, herhangi bir konuda düşünebilmesi için, konunun ya da durumun kökenini, sürecini/tarihçesini, farklarını, terimlerini ve kavramsallığını bilerek ve de anımsayarak sağlanabileceği bilinciyle, 
KAYGI'nın, KORKU ile olan farkını sürekli anımsaması gerekir.

Korku ile Kaygı arasındaki farklar, öncelikli üç ayrımda ele alınmaktadır...
"Kaynağı, Süresi ve Şiddeti"


KAYNAK: Korkunun kaynağını biliriz, kaygının kaynağı, belirsizdir.
SÜRE: Korku, daha kısa sürelidir, kaygı ise uzun süre devam eder.
ŞİDDET: Korku, kaygıdan daha şiddetlidir.


Korku [varoluşsal, zorunlu, geçerli, gerekli, etkili ve yetkin][amigdala'da]
[
Kaynağı, dışarıda ve dışarıdan içeri.]

Kaygı [anlamsız, değersiz, geçersiz, gereksiz, etkisiz ve yetkisiz]["bağlarda"]
[Kaynağı, içeride ve içeriden dışarı.]



Bunlara, birkaç örnek olarak da şunları sıralayabiliriz...

Köpek/arı korkusu (yakındaysa/yakınlaşıyorsa)
"Köpek/arı kaygısı" (uzaktaysa/yakınlaşmasa da)

Uçak/uçma korkusu (binmeye yaklaştıkça)
"Uçak/uçma kaygısı" (binmeden ve düşmesi "düşüncesiyle"/zannıyla)

Terk edilme korkusu ("ondan daha önce terk edememe düşüncesiyle")
"Terk edilme kaygısı" ("bir gün mutlaka" başına geleceği saplantısıyla)

[Deneyimleneceklerde, elde etmede, sınırlarda ve
sınavlarda...]
Başaramama korkusu (zihnindeki ve "kendince" sınırsız "çözümleriyle")
"Başaramama kaygısı" (çıkarlarının kaybedilecek olması ya da çatışmasıyla)

[Varoluş sürecinde ve gereksiniminde...]
"Ben olamama" korkusu (ötekilerin "gücü" ya da "üstünlüğüyle")
"Ben olamama" kaygısı (aidiyet sağlayamamayla)

[
İlgili yazı ve daha kapsamlı içerik için sürekli erişim ve paylaşım adresi... 

Erdemli olanlar, kaygıdan;
uslu(akıllı) olanlar, korkudan uzaktır.


Anlık: Tüm varolanlar (nesne, bitki, hayvan[ve insan]) ilişkisindeki ayrıma bakmak (mı) gerekiyor(?)...

B (bile değil): Elbette. Çünkü temel eşikler, bunlar. Ne ve neyi bilebiliyorsak, ancak bazı varoluşsal temel eşikler, belirli bilişsel birikimler(toplumsal ve bireysel bellek) ile ilerleyebiliyoruz. 

Herhangi bir kavramın yerini ve ilişkisini, düşünme ve tanımlamada da ancak varoluşsal karmaşıklık sırasıyla ve öncelikle tüm dirimsiz doğa nesneleri, daha sonra ve aşamalı olarak bitki ve hayvan, daha sonra üretim nesneleri ve en son olarak kişiler(insan), konu ya da örnek olarak kullanılabilir. Eylem ve söyleminin öngörülemezliği ve değişkenliğinden dolayı öznel olandan yani kişilerden(insandan) başlanamaz!

İnsanın, gövdesi itibarı ile memeliler kümesinde bulunmasıyla dirimsel araç ve koşullarının, özellikle emiğinin (ön bölümünün) ve anlığının bilişsel gelişmişliği ve birlikte yaşama (biyo <> psiko <> sosyal) zorunluluğu ile doğaya değil tarihsel birikim olan yaşama doğarak/katılarak, doğayı, gövdesinin ve anlığının sınırlarını aşan, yöneten, yönlendiren ve temel mekanizmalarını denetleyebilme olanağının sonucunu ancak her bir kişinin bilinç düzeyinin yansıması/uzantısı/göstergesi olan eylem ve söylemlerindeki olanakları ve sorumluluğunda görebiliyoruz.

Bitkide kaynağa(güneşe ya da [köküyle] suya) yönelim, hayvanda ve insanın gövdesinde ortak/temel olan, varoluşsal tehlike ya da tehdit durumlarında/koşullarında, temel yapı olan ya "Kaç" ya "Savaş" ya da "Don-kal" tepkisi/davranışı da özellikle gelişmişliğin en üst aşaması olan memelilerde öncelikli ve belirleyici eşiklerindendir. İnsanın emik ve anlık işlevlerinde ise bilinç eşiğine yükselmektedir.

Hayvan ve bitki için geçerli olan kapalı doğa "donanımı ve yazılımı" için insan düzeyindeki bilinçten söz etmek olanaklı değil. Var olan "bilinç" iddia ve arayışları ise daha çok insanbiçimci "benzetme ve yakıştırmalardan" oluşuyor. Eğer hayvan ve bitkide "bilinç" durumundan söz etme "ısrarı ya da inadı" olursa bu ancak insan düzeyindekine başka bir ad vermek koşuluyla söz konusu olabilir. Özellikle memeli hayvan ve tüm öteki hayvan alt kümesindeki gelişmişlik ve karmaşıklık, insan düzeyindeki "bilinç" sözcüğüyle doğrudan ilişkilendirilemez ve indirgenemez. Bitkideki düzey için ve özellikle bitki arasındaki bazı etkileşim ilişkilerini de "iletişim" ve "bilinç" olarak adlandırmak olanaklı değildir. Nesneler için de atom altı alandaki "ayrıntı ve koşulların", öznel "bilgisi, kabulü ve beklentisi" ile zorla ve orantısız biçimde araya sıkıştırılmadıkça olanaklı değildir.
(Her türlü ileri araştırma ve çalışmaya açık olmakla birlikte atom altının 
atom üstündeki belirgin ve işleyen kural ve koşullarıyla karıştırılmaması, ancak ek ve alt koşul olarak bilinebilecek bir alan, ince ve ikincil "olası etkileşim ve ilişki" olarak ayrılması gerekmektedir.)


Anlık: Doğa güneşi ve "bilinç güneşi"...

B (bile değil): Dünyadaki tüm varolanların temel enerji kaynağı ve koşulu güneştir. İnsan gövdesi için gerekli olan güneşin yanı sıra güçlü bir benzetmeyle anlam ve değer ışıması/ısısı, kaynağı ve ağı oluşturan "insan güneşi" ya da "bilinç güneşi" diyebileceğimiz fakat görünmeyen ikinci bir özel güneş daha düşünülebilir.

Doğa nesneleri ve ilişkileri üzerinde tüm ortak, tarihsel ve ekinsel artı değer olan bilgi ve bilinç birikimini ancak insan olarak kişiler arasında kullanılabilecek ve geliştirilebilecek tüm bu parçalar ve işlevlerle sağlıyor ve sürdürüyoruz...


Anlık: Kütle çekimi ve standart model ilişkisi, atom altı ve atom üstü, nesnenin beş durumu, evren <> uzay <> bulutsu <> gök ada <> düzenekler <> gezegenler <> dünya |  gökyüzü <> yeryüzü <> yer altı | güneş <> gölge ve deniz <> kara ilişkisi gibi eşikler/sınırlar ya da aralıklarda bilinç...

B (bile değil): Bilincin oluşumunda ve bilinç adını almasındaki etkisi/katkısıyla bu fiziksel zorunluluk eşiklerinin ve temel verilerin işlenebilmesinin farkıyla birlikte "sempatik-parasempatik eşik, duyum eşiği ve eşikleri, emik ve gövdedeki elektro fiziksel ve kimyasal/hormonal eşikler, gövdedeki kas-sinir devim denetimiyle açıklık/aralıkları yönetebilme eşiği, ağızdan girmeyebilecek nesneler ve çıkmayabilecek sözler bağlamında öteki dirimlilerin yetkinliğinde ol(a)mayan ses > söz eşiği" gibi dirimsel ve bilişsel ilişki eşiklerinin yanı sıra ancak insandaki düzeyine özgü bilişsel eşikler olan, "ayrım ve algı eşiği, imgeleme ve ad verebilme eşiği, anlam ve değer eşiği" gibi ve "bellek eşiği, bilinç eşiği, kaygı eşiği, düşünebilme ve sorgulayabilme eşiği, sorumluluk eşiği, eylem ve söylemindeki direnç(ihtiyâr) eşiği(elini/ayağını ve ağzını, gözünü ve sözünü yönelerek değil geri çekerek), emek eşiği ve saygı eşiği" gibi temel öznel eşiklerin adının geçtiği ve geçeceği çok sayıda eşik ve aralık var tabii.

Bunlara doğmamışlık "0(yokluk/adem)" ve ölmüş olma durumunu "100(kesinlik/yakîn)" dışında "0,1 - 99,9" aralığındaki olanaklılık ve sonrasındaki olasılıkların ya-ya da(belki/şekk) olan %50 - 50 eşiğinin ancak bireysel bilinç düzeyiyle bilişsel/düşünsel sorgulayabilme, özen, çaba, odak(dikkat) ve incelik(rikkat) ile "%50,1 <> 99,9 | 49,9 <> 0,1" ayrımı ve aralığındaki belirleyicilik, bağlayıcılık koşullarına öncelik verebilme eşiği, sonrasında ise üçte/dörtte bir(%66 - 34 ya da %75 - 25) eşiği, ayrıca çoğu durumda özel/istisna ve genel/yaygınlık durumu olan "%1 <> 9 arası ve 10 <> 91 arası" eşiği de tüm ilişkilerde gözlemlenmesi, araştırılması, aranması/bulunması, sorgulanması, tartılması, ölçülüp biçilmesi gereken temel eşikleri eklemek gerek. 

Ancak bu oranların ve süreçteki ayrıntıların işlenebildiği ve uygulanabildiği/kullanılabildiği kadar sonuca ulaşabilme, nitelikli, yetkin ve etkin karar verebilme olanağı ve bilinç söz konusudur.

YOK(LUK) |~~ KURUNTU~~| BELKİ | ~~KUŞKU~~~ | KESİN(LİK)
( ADEM |~~ VEHM ~~~ | ŞEKK | ~~ ZANN/ŞÜPHE ~~ | YAKÎN )
( DOĞMAMIŞLIK |(0,1)~~~~~~~~~~~~ Y A Ş A M ~~~~~~~~~~~~~(99,99)| ÖLÜM )

( 0 | ~~~%50 altı~~~~| %50 - 50 |~~~%50 üzeri~~~ | %100 )
               ( 0 | ~~~~[1 - 49]~~~~| %50 - 50 |~~~~[51 - 99]~~~~| %100 )


Anlık: Bilinç ve kesinlik(yakîn)...

B (bile değil): Kesinlik, istisna ya da özel durumun olmadığı/olamayacağı durum ve koşulların adıdır. Ve bir şeyin "ne olduğu/olacağı" değil ne olmayabileceği üzerinedir. Ayrıca, ad/kavram ve nesnenin tam uyumluluğu ve karşılıklılık zorunluluğu bulunur.

Herhangi bir nesne, durum, süreç-sonuç ya da kavramda bilgiyle kesinlik(ilm-el-yakîn), görerek kesinlik(ayn-el-yakîn) ve deneyimleyerek kesinlik(hakk-el-yakîn) aşamaları ya da katmanlarının da farkı vardır. Örnek olarak çevrede duman görünmesi nedeniyle fakat görünürde alev bulunmamasına karşın ya da başkalarından haber aktarımı ile yanma/yangın ve ateş bilisine(enformasyonuna) sahip olunabilir. Bu tür veriye sahip olmak, bilgiyle kesinlik olur. Eğer uzaktan ya da yakından alev görüntüsü varsa bu görerek kesinlik(ayn-el-yakîn) olur. Alevin üstünde elini tutarak ateşin ısısı duyumsanıyor ya da bir yerin yanmışsa bu da deneyimleyerek kesinlik(hakk-el-yakîn) olur.

Bu ve benzeri örnekler ile bilinç ve doğa arasındaki yakın ilişkiler gibi her etkileşim ve ilişkinin temeli, sırası, usûl > esas | bağlam > anlam | süreç > sonuç ilişkisi her durumdaki ayrıntı katmanlarının daha verimli değerlendirme olanağı sağlanır.


Anlık: "İnanç" ile/değil/yerine/>< Bilgi ve Bilinç...

B (bile değil): Temeli herhangi bir düşüncenin bireysel ve ikinci bir kişi ya da daha fazla kişinin katıldığı topluluk düzeyindeki "kabul"ün yineleme ve pekişmişliğine dayanan "inanç", bilgi ve bilinç sahibi olmak ile karşı karşıya kalır. Kişide herhangi bir konunun verisinin bulunmadığı durumlarda, kendi "düşünce ve yorumları"nın baskın gelebildiği "iddia ve sanılar", bilgisizliğin sonucu/ürünü/çocuğu olarak ortaya çıkar.

Eğer bu iki karşıtlık ilişkisi anlaşılmazsa kişinin bilincinin yeterliliği ve yetkinliğinin ayrıca kendi tarafından değerlendirilerek bilgisinin artmasıyla bilinç düzeyine yüksel(til)ebilmesi beklenir.


Anlık: Direnç(İhtiyâr) ve/=/||/<> Bilinç...

B (bile değil): Kişinin tüm olanakları, aracı ve gücü, "yapabilmek" değil yapmayabilmektir. Bilinçli kişinin tüm etkileşim, iletişim ve ilişkilerinde, tüm bilgi, birikim, us, yetenek ve donanımını yaşamın ilk kural ve koşulu (%51), hekimliğin de ilk kuralı olan "Önce, zarar verme(yeyim)!"([Lat.] Primum non nocere) üzerine yapılandırmasıdır. Eylem ve söylem olarak ancak iki koşulda açığa çıkan bilinç, anlak/istenç(irâde) ile değil kişinin us, ölçü, emek ve geri durma/direnci(ihtiyârı) ile kendini gösterebilir. 


Anlık: Bilinç merdiveni...

B (bile değil): Başladığımız ya da başlayacağımız yeni herhangi bir uğraş ve süreci, o konunun ya da uğraşın, kişinin kendi için gerekli olduğunu anlaması, bilmesi ya da haberdar olması, her koşulda o alandaki/konudaki yetersizliğiyle başlar. Bu "yetersizlik" durumunu fark etmek, anlamak ve kabul etmekle de devrimine başlar ve yolculuk sürdürülür.

Bu yolculuk, kişinin herhangi bir konudaki yetersizliğinin bilincinde olmasıyla başladığı gibi, yine öyle kalmamayı ve değişimi sağlatabilecek aracı olan bilinçle, farkında oluşla gerçekleşir. Fakat bu en temel aydınlanma ve devrimi, yetersizlik düzeyi ve durumunda kaldığı sürece, pek bir işe yaramayacağından dolayı da yetersizliğin aşılıp yeterli bir düzey ve yetkinliğe çıkarılması gerekir.

Bu hafif ya da yoğun, kolay ya da zorlu, donanım ve yetkinleşme, yani yeterliliğin sağlanması ve sürdürülüyor olmasından sonra, bu sürecin kolaylaşması, daha yaygın ve elverişli duruma geçebilmesi için de tırnak içinde, yine aynı kavramın kullanımındaki benzetme ya da neredeyse bilincin devrede olmayacağı bir düzeye çıkarılmış olur. Bisiklet/araba kullanmayı ya da okumayı bir kere öğrenip bu bilgi ve deneyimin, yaşam boyunca sürekli fakat bir daha yeni bir konu/durum olarak işlemesini ortadan kaldırması gibi.

"Bilinçsiz" <> Bilinçlilik(/Yeterlilik)
(7) S* ------------------ O* > ~ (8)
^
|
Bilinçli Bilinçlilik(/Yeterlilik)
(6) | <  -------------------- (5)
                                 ^
                                 |
Bilinçli Bilinçsizlik(/Yetersizlik)
(3) --------------------- > | (4)
^
|
(2) | < ------------------- | (1)
Bilinçsiz <> Bilinçsizlik(/Yetersizlik)
[ *
S: İnsanı, omurgasını ve yaşamdaki döngüselliği yansıtır/anımsatır. 
O: Bütünlüğü, birliği, bireşimi(tevhîdi) yansıtır/anımsatır. ]


Anlık: Veri > bili > bilgi > bilgelik...

B (bile değil): Veri yoksa bilinç de yoktur ya da yolu kapanır. Düşünce de yoktur. Bilinç ya da düşünme, veri işleyicidir. Veri işlediği ve verinin kaydı olduğu sürece vardır. Tutarlı ve kapsamlı veri işleme olanağıdır.

Veri, henüz anlamlandırılmamış ya da işlenmemiş uyaran, gözlem, ölçüm, kayıt, im ve girdidir. Bir ses, görüntü, sayı, ölçüm sonucu, yazaç/harf, seslem/hece, sözcük ya da olay kaydı veri olabilir. Veri, seçilir, düzenlenir, kümelendirilir ve bir bağlama yerleştirilirse anlam taşımaya başlar. Aktarılabilir ve işlenebilir düzeyi ile bili/enformasyon ortaya çıkar. Bilinin anlaşılması, doğrulanması, ilişkilendirilmesi ve daha geniş bir birikim içinde kavranması bilgiye doğru ilerler. Bilgi, neyin ne olduğunu, nasıl olduğunu, nedenleri ve ilişkileriyle kavramayı içerir. Ancak kişinin bilinç düzeyinde bulunan deneyimi, donanımı ve birikimi bilgidir. Deneyim, öğrenme, bellek, karşılaştırma, sorgulama, doğrulama ve uygulama da bilginin oluşumunda rol oynar.

Başka bir benzetmeyle satranç tahtasındaki 64 karede [A1 / H8 arasında] ya da veri tabanındaki/Excel programındaki (sonsuz) sütun ve satırların [A1 / B2 / C6 / K9 / T24 / Z42 ... gibi] kesişim alanında bulunan herhangi bir yazaç, noktalama, im ya da boşluk, veri; seslem ya da sözcük, bili; kurulmuş tümce/cümle ise bilgi; bilgi birikiminin, nerede ve ne zaman kullanacağının yöntem, ölçü, bağlam bilinci ve amaca uygun kullanılabilmesi ise bilgeliktir.

[Ayrıntıları için sürekli erişim ve paylaşım adresi...
Bilim-Bilgelik(İlim-İrfan)]


Anlık: Olanak ve olasılık...

B (bile değil): Osmanlı Türkçesi ve İngilizcesi ile imkân/possibility(olanak) ve ihtimal/probability(olasılık) olan bu kavramların arasındaki farkın bilinmesi ve anımsanması da çoğu kaygı durumunu ortadan kaldırabilmeye ve bilinci artırmaya yardımcı olacak farklardır.

Olanak ile Olasılık arasındaki farkı, olabildiğince yalın bir anlatım yeğleyerek,
bir kişinin, bir öğünde, kaç dilim ekmek "yiyebileceğini" düşünmek üzerinden işleyebiliriz.

"Yiyebileceği" sözündeki tırnak, kişinin, doyma eşiği ve midesindeki boşluğa işaret ettiğinde, bu, olanaklılık; kişinin, ekmek sevgisinden ya da o anki doğrudan ya da dolaylı "olumsal/keyfi bir seçimi"nden dolayı kaç dilim yerse tatmin olacağının belirsizliğine ve sonucuna işaret ettiğinde ise bu, olasılıktır. Başka bir örnek olarak kapı bir olanak, açık ya da kapalı olması ise olasılıktır.

Olasılık da doğal/nesnel ve insanî/öznel olmak üzere ayrı ayrı ele alınması ve karıştırılmaması gereken bir konudur. Kişinin hangi davranış ya da sözü açığa çıkarabileceği kısmen ve biraz öngörülebilse de bilin(e)mez. Doğanın durum, koşul ve olasılıkları ise bilinebilir ve öngörülebilirdir.


Anlık: An ve Zaman... [Geçmiş <> Şimdi <> Gelecek] ilişkisinde bilinç...

B (bile değil): Geleceğin olumsuzu olan ve "Ya ..." ile başlayan düşünce, söz ve kaygıların yanlışlığı ve yanıltıcılığını ancak yoğunlaşılması gereken iki düşünce üzerinde/n aşabiliriz. Birincisi, en az %51 olmak üzere, BURADA/UZAMDA ve ŞU AN'da bilincinin yanı sıra, ikinci olarak, %46 - 48 oranında da geleceğin belirgin ve olumlu bakışı olan "... İSTİYORUM." düşüncesi ve sözüyledir. Tabii, tortuları, bahaneleri, mazeretleri, yani "... da" / "... ama" sözlerinin tamamen devre dışı tutulmasıyla.

Geçmişin olumsuzu olan "Keşke ..." düşünce ve sözü, hiçbir zaman düşünülmeyeceği gibi, geçmiş ve değişmezliğini ancak geçmişin olumlu deneyimlerini, "İyi ki ..." düşünce ve sözüyle, isabet kaydedilmiş, olumlu durumlar, kayıtlar, süreç ve sonuçlarla dengeleyebiliriz.

"Belirsiz" olan geleceğin belirli kılınmasını da, "Değişmez" olan geçmişin tatminkârlığını da 
burada ve şu andaki bilinç belirlemektedir. Yaşanmış ve "değişmez" olanların pişmanlığı ya da yaşanmamış ve "belirsiz" olan belirginliğini, ancak ve ancak şu anda ve buradaki %99'lara çıkarılabilecek düşünce, eylem ve tutumlarımızla, direncimizle[ihtiyârımızla] belirleyip geri kalan sürecin de isteklerimizle/istencimizle[irâde] doldurulması, anlamsız ve değersiz kaygıların ortadan kalkması, daha bilinçli, daha verimli bir yaşam ve kendilik deneyiminin verimliliğiyle taçlanacaktır.


                              O >                             x [... DA / ... AMA] x
+ [İYİ Kİ ...]                  /|                              [ ... İSTİYORUM. ] +
.-------------------------|------------------------------------->
                              / \
- [KEŞKE ...]               [%51]                          [YA ...] -
                                 [burada ve şu anda]             

[geçmiş]                                                                 [gelecek]
x
[(")değişmez(")] x
                                      x [(")belirsiz(")] x 


Anlık: Tarih, toplum ve bilinç...

B (bile değil): Doğanın alt kümelerinden biri olan hayvan(dirimli/canlı) kümesi ile gövdesi itibarı ile memeliler kesişim alanında bulunan insan yavrusu, anne karnındaki fetüs aşamasında ve doğduğu andan itibaren, doğaya değil ona bakım verenlerin birikimine, topluma ve tarihsel birikime yani yaşama doğar.

Toplumsal bilinç ya da ortak bilinç de diyebileceğimiz bağlam içinde görülmesi ve gösterilmesi gereken bireysel saygı ile bir arada yaşama zorunluluğu ve bireysel sorumluluğuyla sağlanması gereken türenin(adâletin) ve bilincin sağlanması/sürekliliği için ne kadar gerekli ve olmazsa olmaz koşullar olduğunu sürekli anımsamak gerekmektedir. "Rit" ya da "mit"ler ile değil tüzenin(hukukun) yaygınlaştırılmasıyla sağlanabilecek toplumsal bilincin, bireysel bilinç üzerindeki etkisi de göz ardı edilmemelidir.

Bilinç, kişidedir;
toplumdaki karşılığı ise adâlettir.


Anlık: Görev, sorumluluk ve bilinç...

B (bile değil): Kişi, ancak gövdesi ve doğal koşullar içindeki zorunluluklarda bul(un)duğu görevleri ve anlığında/düşüncelerinde alabileceği sorumluluklarıyla bilincini oluşturabilir ve yaşamını sürdürebilir. Beş duyuyla duyumsanan, özellikle kişiyi daha kolay ve hızlı insanlaştıran/bilinçlendiren iki duyusuyla[görme ve işitme] oluşan birikim, anlam, değer ve deneyimlerinin sorumluluğunu kendi aldığı kadar ve sürece kendi direnç[ihtiyâr] ve istenciyle[irâde] yapılandırabilir.

Kişi, yaşamını 
"bir duy, bir uy" bilinci ve tutumu ile sürdürebileceği gibi üstlenmesi gereken görev ve sorumluluklarını oyunlaştırarak da daha kolay bir düzeye çıkarabilir. Kişinin güdülenmesi, tüm etkileşim ve ilişkilerinde belirleyici ve bağlayıcı rol oynar. Her eylem ve sürecinde, başlangıcın güdülemesiyle %51 - 60 oranına çıkarabilir. Güdülenmenin yetmeyebileceği noktalara gelindiğinde ise dayanç(sabır) devreye girebilir (%60 - 90 arası). Bu bilinç ve tutum ile de 
emeğinin, sona yaklaşmanın, süreci tamamlamanın ve tünelin sonundaki ışığın yine güdülemesiyle "istediği/istemediği, sevdiği/sevmediği" her tür ödev, görev ya da işlevi yerine getirebilir. Yani "güdü > dayanç > güdü" döngüsü ve bilinci ile çoğu zorunluluk ve sorumluluğunda önemli bir yöntem ve eylem farkı oluşturarak "düşünsel hızla ve herhangi bir düşünce, düşünme/düşünmeme/düşünememe konforu" ile değil bilinç ve emeğiyle sonuca daha kolay ulaşabilir.


Anlık: Üç ayna ve bilinç...
B (bile değil): Kişi, kendini ve bilincini, üç ayna karşısında tanıyabilir ve gerçekleştirebilir. 

İlk ayna, öteki aynasında yani anne[/bakım veren] ve öteki kişilerle olan etkileşim, ilişki, paylaşım ve iletişimindedir.

İkincisi, doğada ya da cam/ayna, metal, kamera gibi üretim nesnelerdeki yansımasındadır.

Üçüncüsü ise yazı aynasındadır, yazdıklarının ve yazabileceklerinin yansımasındadır.

Yazma eylemi, ilk ikisi gibi dolaylı olmayıp doğrudan, kişinin kendini, anlığını, usunu, bilincini ve yaşamını karşısına koyup gözlemlemesini ve düzenlemesini sağlayan, yaşamın gelişine ya da kendi "hazzına ve keyfî kararlarına" düş(ür)meyebileceği eylem ve tutumdur.


Yaparak, eyleyerek ve "Yaptığını yaz, yazdığını yap!" ilkesiyle -ancak yazarak-
kendine hizmet etmekle her bir kişiye, insanlığa hizmet etmiş ve yaşama katılmış olur.


Bir'e hizmet, bin'e hizmet;
bin'e hizmet, bir'e hizmettir.

-------------------------------------------
Kişi, ne yaparsa
kendi yapar, kendine yapar.
-------------------------------------------
Konuşmak, bilinç; 
yazmak ise bilincin bilincidir.


Anlık: Bilinç deneyleri...

B (bile değil): Bilincin doğrudan dışarıdan gözlenemeyen yönlerini, kişinin kendi deneyimini, özbilinci, algıyı, benlik, bilinç ile bilgi işleme arasındaki ilişkiyi ve “bir şeyi bilmek” ile "deneyimlemek" arasındaki farkı sorgulamaya yardımcı olur. Bazıları gerçek deneylerden, bazıları ise düşünce deneylerinden oluşur.

"Aynadaki kişi" deneyi, kişinin aynadaki görüntüyü yalnızca başka bir kişi ya da nesne olarak değil kendiyle ilişkilendirmesini araştırır. Özellikle hayvanlarda kullanılan ayna testi, aynadaki görüntüyü kendine ait olarak tanıma ve gövdedeki bir ime yönelme gibi davranışlara bakar.

"Cam tavan" örneği, çekirgelerin zıplama davranışının bir engelle karşılaşması ve zamanla davranışlarının değişmesi üzerinden anlatılan bir öğrenme örneğidir. Çekirgelerin bulunduğu alanın üzerine bir cam engel konulduğunu düşünelim. Çekirge, zıpladığında cama çarpar. Yineleyerek zıplama girişiminde bulunup aynı engelle karşılaşır. Bir süre sonra zıplama davranışını azaltıp yürümeye yönelir. Cam kaldırıldığında ise eski engel ortadan kalkmış olsa bile daha önce öğrenilmiş davranış kalıbı bir süre devam edebilir. Çekirge, zıplamak yerine yürür. Buradaki önemli nokta, dış koşulun değişmesine karşın öğrenilmiş davranışın hemen değişmemesidir. Önceden karşılaşılan sınır, daha sonra gerçek bir sınır ortadan kalkmış olsa bile davranışı etkileyebilir.

"Ters çevrilmiş renk" düşünce deneyi, bir kişinin renkleri çoğunluktan farklı öznel deneyimlerle yaşadığını düşünerek dışarıdan bakıldığında kırmızı dediği şeye yine “kırmızı” diyebilir, tüm renkleri doğru biçimde ayırt edebilir ve aynı davranışları gösterebilir. Fakat onun kırmızı deneyiminin başkasının kırmızı deneyimiyle aynı olup olmadığını doğrudan bilinemez. Mary'nin odası da bununla ilişkilidir. Frank Jackson'ın ünlü düşünce deneyidir. Mary, renkli görme konusunda tüm fiziksel bilgileri bilen fakat yaşamını siyah-beyaz bir ortamda geçiren bir bilim insanıdır. Bir gün ilk kez kırmızı gördüğünü düşünelim. "Mary, kırmızıyı ilk kez gördüğünde yeni bir şey öğrenmiş midir?" Eğer yeni bir şey öğrendiği söylenirse fiziksel bilgiler tamamlanmış olsa bile öznel deneyimin ayrıca açıklanması gerektiği savunulabilir. Bu düşünce deneyi, özellikle qualia ve bilincin açıklanması sorunuyla ilişkilidir.

"Felsefî zombi", dışarıdan biriyle tümüyle aynı davranışları gösteren, aynı sözcükleri kullanan, aynı uyaranlara aynı tepkileri veren fakat hiçbir öznel deneyimi olmayan varsayımsal bir varolandır. "Davranış ve fiziksel işleyiş aynıysa bilinç deneyiminin ayrıca bulunması gerekir mi?" deneyi ve sorusu, bilinç ile fiziksel süreç arasındaki ilişkiyi sorgular.

"Çin odası", John Searle'nin düşünce deneyidir. Çince bilmeyen birinin bir odada, kendine verilen simgeleri belirli kurallara göre başka simgelerle eşleştirdiğini düşünelim. Dışarıdan bakıldığında, dizge, Çinceyi anlıyor gibi doğru yanıtlar verebilir. Searle'nin sorusu şudur: "Doğru simgeleri işlemek, gerçekten anlamak mıdır?" Bu deneyde, sözdizimi ile anlam arasındaki fark sorgulanır. Bu nedenle, Çin odası, bilgisayarların bilgi işlemesi ile gerçekten anlayıp anlamadığı arasındaki tartışmada önemli bir örnektir.

"Yarasa olmak nasıl bir şeydir?"(What Is It Like to Be a Bat?) deneyi, "Bir bilincin nesnel açıklaması, o bilincin öznel yaşantısını tümüyle açıklayabilir mi?" sorusu ile Thomas Nagel, yarasanın dünyayı nasıl deneyimlediğini ele alır. Düşünür/araştırmacı bir yarasanın dirimselliği, sinir dizgesi ve çevresel konumu hakkında çok şey öğrenebilir. Fakat tüm bunları bilmek, yarasa olarak yaşamanın öznel deneyimini gerçekten yaşamış olmak anlamına gelmez.

"Theseus'un Gemisi", doğrudan bir bilinç deneyi değildir fakat benlik ve özdeşlik açısından bilinç tartışmasına güçlü biçimde bağlanabilir. Theseus'un Gemisi'nin parçalarının zaman içinde tek tek değiştirildiğini düşünelim. Bir süre sonra geminin tüm parçaları değiştirilmiştir. “Bu gemi, hâlâ aynı gemi midir?” sorusunu kişiye uyarlarsak daha zor bir soru çıkar. "Örgenler, anılar, kişilik özellikleri ve anlık durumları zaman içinde değiştiğinde hâlâ aynı kişi midir?” Bu deneyle de bilinç ile kişisel özdeşlik arasındaki ilişki sorgulanır.

"Bölünmüş emik/beyin" deneyleri/araştırmaları gerçek deneylere dayanmaktadır. Özellikle ağır epilepsi tedavisinde iki emik yarımküresi arasındaki bağlantının kesildiği kişiler üzerinde yapılan nöropsikolojik çalışmalarla ilişkilidir. Roger Sperry ve Michael Gazzaniga'nın çalışmaları bu alanda önemlidir. İki yarımkürenin bilgi işleme biçimleri birbirinden kısmen ayrıldığında, kişinin bilgiye erişimi ve verdiği tepkiler arasında şaşırtıcı ayrışmalar ortaya çıkabilir.


Anlık: Bilincin varoluşu, varoluşun bilinci ve bunların ne olmadığı/olduğu üzerine biraz daha ilerlesek...

B (bile değil): Evet. Bilincin doğası, nitelikleri, kökenleri, işlevleri, çeşitleri ve koşulları üzerinden ilerleyebiliriz. Bilincin doğası, bilincin ne olduğu ve hangi türden bir olgu olduğu sorusudur. Bilinç, bilgi edinmek, düşünmek ya da tepki vermek ile sınırlı değildir. Algı, duyum, deneyim, farkındalık, anlamlandırma, dikkat, bellek, değerlendirme ve özbilinç gibi çeşitli süreçleri kapsayan geniş bir alandır.

Bilincin nitelikleri, bilinçli yaşantının nasıl gerçekleştiğini ve hangi özelliklere sahip olduğunu araştırır. Öznellik, süreklilik, değişkenlik, seçicilik, yönelmişlik, bütünlük, farkındalık ve özfarkındalık bu kapsamda ele alınabilir.

"Bilinç, nasıl ve hangi süreçlerden doğdu?" sorusuyla bilincin kökeni sorgulanmaktadır. Dirimsel evrim, sinir dizgesi, emik gelişimi, duyusal dizgeler, gövde, çevre, öğrenme, bellek, dil ve toplumsal yaşam gibi etmenler araştırılır. Bireysel bilinç açısından da gelişim sürecine bakılır.

Bilincin işlevleri, bilincin ne işe yaradığı ya da hangi işlevleri yerine getirdiği sorusuyla algıyı düzenleme, bilgiyi bütünleştirme, karar verme, amaç oluşturma, davranışı yönlendirme, kendini değerlendirme, öğrenme ve toplumsal ilişkileri düzenleme gibi işlevler incelenebilir.

"Bilincin çeşitleri var mıdır?" sorusu ile bilincin tek bir durum olup olmadığını anlamak ve göstermek için farklı bilinç durumları ve biçimleri ele alınabilir. Uyanıklık, uyku, düş, dikkat, bilinçli algı, özbilinç ve değişmiş bilinç durumları bu kapsamda düşünülebilir. Ayrıca, bilinç düzeyi ile bilincin içeriğini birbirinden ayırmak gerekir.

Bilincin koşulları, bilincin ortaya çıkması, sürmesi ya da belirli bir biçimde yaşanması için gerekli olan koşulları sorarız. Emik ve sinir dizgesi, gövdenin durumu, duyusal girdiler, uyanıklık düzeyi, bellek, dikkat, çevre ve toplumsal-kültürel koşullar, farklı bilinç biçimlerinin oluşumunda rol oynayabilir.

"Bilincin varoluşu" öncelikle bilincin var olup olmadığı, ne tür bir varoluş ya da olgu olduğu ve hangi koşullarda ortaya çıktığı sorularını açar. Bu soruyla bilinç ile emik, gövde, yaşam, deneyim ve gerçeklik arasındaki ilişki araştırılır. "Varoluşun bilinci" ile kişinin var olduğunu, değiştiğini, yaşadığını, sınırlı olduğunu ve kendi varoluşunu sorgulayabildiğini fark etmesi anlamında kullanılabilir. Bilincin doğası, nitelikleri, kökenleri, işlevleri, çeşitleri, koşulları ve bilincin, varlık > yaşam > benlik > dünya > zaman > sonluluk > anlam ilişkisi bulunur.

Bilinci zekâ, bilgi, dikkat, düşünce, dil, bellek, algı ya da davranış ile özdeşleştirmemek gerekir. Bunların bazıları bilinçle yakından ilişkili olabilir fakat kavramların tümü aynı değildir.

Aynı biçimde bilinç, "uyanık olmak" da değildir. Uyanıklık, bilincin bir koşulu ya da boyutu olabilir. Bilinçli deneyimin kendiyle eşanlamlı değildir.

Bilinci, bilinç parlatır.


Anlık: Bilincin us(akıl), anlak(zekâ) ve gövde ilişkileri...

B (bile değil): Bilinç, her zaman bir şeye yönelir. Algılanan, düşünülen, anımsanan, tasarlanan ya da değerlendirilen, bilinç açısından bir nesne durumuna gelebilir. Nesne, fiziksel bir varolan olarak sınırlı olmadığı gibi bir olay, düşünce, duygu, anı ya da olanak da bilincin nesnesi olabilir.

Algılama, yönelme, ayırt etme, ilişki kurma, düşünme, çıkarımda bulunma, tanımlama, anlamlandırma, neden-sonuç bağlantıları oluşturma ve değerlendirme sürecini bilinç ile "Neyin farkındayım?” ve us ile "Nasıl düşünüyor, ilişkilendiriyor ve çıkarım yapıyorum?” sorusuyla ayrıştırılabilir ve ilerlenebilir.

Anlak ile bilinç arasındaki ilişki ve farkta anlak, özellikle kavrama, anlama, ayırt etme, kümeleme ve anlamlandırma yetisiyle ilişkilidir. Bilincin deneyimi fark etmesi ile anlağın o deneyimi kavraması aynı süreç değildir. Bu nedenle, uyaran/veri > duyum > algı > farkındalık > anlama > kavrama çizgisi, bilinç ile anlak arasındaki ilişkiyi düşünmek için kullanılabilir.

Gövde ve bilinç arasındaki ilişkide, bilinç, gövdeden bağımsız, yalnızca anlıksal bir süreç olarak ele alınamaz. Gövde, duyumların alınması, devimin gerçekleşmesi, iç durumların algılanması ve çevreyle ilişki kurulması bakımından bilincin oluşumu ve işleyişiyle yakından bağlantılıdır.

Beş duyu, denge, konum, ağrı, sıcaklık ve devim gibi işleyişler, bilinçli deneyimin içeriğini etkiler. Bu ilişki, karşılıklı ve sürekli olarak iki yönlüdür. Dolayısıyla gövde, yalnızca bilincin taşıyıcısı değil bilinçli yaşantının oluştuğu ilişkilerden biridir.

Yaşam ve bilinç, bir kişinin çevresiyle ve kendi yapısıyla/gövdesiyle kurduğu ilişkinin içinde ele alınabilir. Yaşam, beslenme, devim, uyum, büyüme, üreme, çevreyle etkileşim ve değişim gibi süreçleri kapsar. Bilinç ise bu yaşam süreçlerinin ortaya çıkan farkındalık ve deneyim boyutuyla ilişkilidir. "Yaşam = bilinç" değildir. Bilinç düzeyinin değiştiği yaşam durumları da olabilir. 

Bu ilişkilerin ortak noktası, bilincin tek başına ve tüm kavramlardan bağımsız bir “şey” olarak değil nesneyle, usla, anlakla, gövdeyle ve yaşamla kurduğu ilişkiler içinde/kesişiminde araştırılması/anlaşılması gerektiğidir.


Anlık: Bilincin yapısı...

B (bile değil): Bilincin yapısı, bilinç, özbilinç, bilincin bilinci, kendinin bilinci, "Ben" bilinci, "Biz" bilinci/kolektif bilinç, nesnenin bilinci, doğal bilinç ve eytişimsel bilinç bağlamında ele alabiliriz. Bilincin farklı yönleri, oluşum biçimleri ve kendiyle kurduğu ilişkiler olarak düşünmek daha uygun olur. 

Bilinç, bir varolanın kendiyle, çevresiyle ve deneyimlerle kurulan ilişkidir. Bilinçte bir şey deneyimlenir, algılanır, düşünülür, anımsanır ya da değerlendirilir. Bilinç, "içeride bulunan" bir durum değil bir şeye yönelen ve bir şeyle ilişki kurulan süreçtir. Bilinç, kendini konu edindiğinde özbilinç ortaya çıkar. Kişi, yalnızca görmez; gördüğünü fark eder. Yalnızca düşünmez, düşünmeyi de düşünebilir ve kendi üzerine dönebilen bir yapı kazanır.

Kendinin bilinci ya da özbilinç, kişinin kendini bir nesne/gövde ile sınırlı değil yaşayan, deneyimleyen, düşünen ve eyleyen bir varolan olarak bilmeyi vurgular. "Ben" bilinci de bilincinin özne konumunu belirginleştirir. “Başkası değil ben görüyorum/düşünüyorum/yapıyorum/istiyorum” ayrımı, deneyimin ve eylemin bir öznesi olarak kendini kurmayı sağlar.

Bilincin bilinci, bilincin kendi bilincini konu ederek "Neyin farkındayım?" sorusundan bir adım daha ileri giderek "Bilinçli olduğumu nasıl biliyorum?" sorusuna yöneltir. Bilinç ile "bilinçli oluş" da düşünce konusu olarak düşünülür.

Kişi, kendini başkalarından ayırdığı gibi başkalarıyla ortaklıklarını da kavrayabilir. Burada "Biz" bilinci ortaya çıkar. Dil, ortak deneyimler, değerler, amaçlar, tarih ve yaşam biçimleri “Biz” bilincinin oluşumunun kaynağı olabilir. "Biz" bilinci, kişinin kendini bir topluluğun parçası olarak bilmesini anlatırken, ortak bilinç ise daha geniş ve farklı kuramsal anlamlarda kullanılan bir kavramdır. Bir topluluğun ortak bilgi, değer, inanç ve anlamlarını anlatabilir. Bazı kuramlarda kişilerden bağımsız bir ortak bilişsel yapı anlamında da kullanılır.

Bilinç ile kendine ve nesneye yönelebilir, görülen/duyulan, düşünülen, anımsanan ya da tasarlanan, yine bilinç üzerinden nesne durumuna gelebilir. Biri nesnenin bilinci, ikincisi ise özbilinç açısından düşünülebilir.

"İlkel ya da düşük" anlamına gelmeyecek biçimde "doğal" bilinç, bilinç üzerine özel bir kuramsal düşünme yapılmadan yaşanan, doğrudan ve kendiliğinden bilinçli deneyim için kullanılabilir. Kişinin çevresini algılaması, acıyı duyumsaması, bir şeyi istemesi, korkması, sevinmesi ya da bir olayın farkına varması bu anlamda doğal bilinç kapsamında düşünülebilir.

Eytişimsel/Diyalektik bilinç, kişinin dünyayı ve kendini ilişkiler, karşıtlıklar ve dönüşümler içinde kavramasını açıklayan bir yaklaşım olarak ele alınabilir. "Ben"i "başkası"ndan bağımsız düşünmemek, bireyi toplumdan, özneyi nesneden, olanı olanaktan ve bugünü geçmişten bağımsız ele almamak, bu yaklaşımın temel yönelimlerindendir.

Kişi, bilinç ile duyumsananların ötesinde görülenin/duyulanın neyle ilişkili olduğu ve bu ilişkide nerede olduğunu, etkileşim ve ilişkilerin nasıl değiştiğini ve geliştiğini konu edebilir. Daha çok kendine ve dünyaya yönelen, kendini nesnesinden ayırabilen ve sonra kendini de nesne durumuna getirebilen, "Ben"i ve "Biz"i kurabilen, kendi işleyişini sorgulayabilen ve tüm bunları ilişkiler içinde yeniden düzenleyebilen bir yapı olarak düşünülebilir.

Bu nedenle, bilincin yapısını nesne <> bilinç <> özbilinç <> "Ben" <> "Biz" <> bilinç üzerine bilinç ilişkileriyle düşünmek ve anlamak gerekir.


Anlık: Bilinç, ne değildir?

B (bile değil): Bilincin ilişkisi olan çok önemli ayrıntılar ve geniş kapsam olduğu gibi bilincin ne olmadığı ve bilinçli olmanın karıştırılabildiği sözcüklerle de sıkça karşılaşılabiliyor. 

Bilinç, "ayırdındalık/farkındalık", "birikim", "işleyiş", "yaklaşım", "sezgi" ya da "
anlak/zekâ" değildir. Ayrıca, "bencillik" ve/ya da "hazcılık, bağımlılık" olmayandır ya da bunlar bilincin karşıtıdır.

Bilinçli olmak da "bilerek yapmak/yapılan" değildir. Ölçülülük, p
lanlılık, amaçlılık, kasıtlılık/kasten olan ya da tek bilinen de değildir.

Bilinçsizlik de denetim dışı olan ya da bilgiye kapalılık değildir. Bilincin "yadsınması" da olanaklı değildir. Ancak bilincin içeriğinin yadsınması söz konusu olabilir.


Anlık: Bilincin katmanları...

B (bile değil): Öncelikle bilinç ile bilinçdışı arasındaki ilişki ve farka değinelim. Bilinçdışı, bilincin karşıtı değil kişinin o anda farkında olmadığı bazı süreçler, davranışı, algıyı, düşünce ve duyguyu, belleği ya da kararları çeşitli oranlarda etkileyebilir.

Bazı içerikler, farkındalığın dışında kalırken daha sonra bilince gelebilir. Bir an anımsanamayan bir anı, daha sonra bir çağrışımla anımsanabilir. Odak, başka bir yere yöneldiğinde fark edilmeyen bir uyaran, daha sonra fark edilebilir. Bu nedenle, bilinç ile bilinçdışı arasında etkileşim ve geçişler bulunabilir.

Karıştırılmaması gereken başka bir ilişki ve fark da bilinçdışı ile bilinç akışıdır. Bilinç akışı, bilinçli deneyimin zaman içinde kesintisiz/sürekli değişen bir akış olarak deneyimlenmesini anlatır. Düşünceler, algılar, duygular, anılar, imgeler, beklentiler ve yönelimler birbirini izleyebilir, birbirine bağlanabilir ya da birinden ötekine geçebilir. Bir düşünce, bir anıyı çağrıştırabilir, anı bir görüntüyü, görüntü bir duyguyu, duygu da başka bir düşünceyi ortaya çıkarabilir. Bu nedenle, bilinç, birbirinden kopuk parçalar biçiminde işlemez. Bilinçdışı süreçler, bilinç akışını etkileyebilir ama bilinç akışı, bilinçdışı değildir. Bilinç akışı, devim ve zaman içindeki devinimi, bilinçdışı ise farkındalık dışında kalan süreçleri karşılar. 

Kişi, 
uyurken dirimli, 
bilinçliyken "uyurgezer" olabilen, 
bilincinin bilincindeyken uyanık olandır.


Anlık: Yedi Bilinç Özeği/Merkezi...

B (bile değil): 

7.) SÜREKLİ MUTLULUK[SAADET] 

-------

6.) YÜKSEK BİLİNÇ

5.) KOŞULSUZ SAYGI ve SEVGİ
(BOLLUK)

4.)
SEVGİ

-------

3.) GÜÇ
2.) DUYUM/HAZ
1.) GÜVENLİK
[en alt]


Bilinç özeğinin/merkezinin h
er biri, belirli düzeylerde olmak üzere fakat alttaki ilk üç basamakta bulunan mutsuzluk özeğinin herhangi birine saplanmadan, olabildiğince yukarı doğru çıkılmış bilinç durumları, 4. basamaktan itibaren yukarı doğru, mutluluk özekleri olarak sıralanmaktadır. Her bir basamak, alttaki basamakları kapsamakta ve 6. ve 7. bilinç özeğine tırmanmakta bir basamak olmaktadır.

En altta bulunan ilk bilinç özeği, "Güvenlik Özeği"dir. Bu ilk ve ilkel bilinç özeği, her dirimlinin varoluş gerekliliğini karşılayacak kadar önemli(öncelikli) ve ortak durumdadır. 

Bir üst basamağa geçilmesi gereken bilinçte, "Duyum Özeği" bulunmaktadır. Düşünsel ve ussal olanın tamamlayıcısı olan "Duyum" ve duygusallık özeği, üzerinde kalınmayacak ve odaklanılmayacak kadar temel araçlardan biridir. Saplanıldığı oranda, kaygının yüksek olduğu/olacağı bu özekte, isabetsiz, yanlış davranış ve tutumların bedelleri de ağır ödenecektir. Bu durumları yaşamak yerine daha üst aşamalarındaki bilgi ve bilinç özeklerine yükselerek, mutluluğun daha kapsamlı düzeylerini yaşama fırsatı bulunur.

Üçüncü aşamada bulunan "Güç Özeği", ne yazık ki çoğu kişinin, doğal sürecinde dönemsel bir algının daha sonra terk edilmesi gerektiği görülen, besledikçe daha da mutsuz olunan, güçlendikçe yalnız kalınan bir yanlış tutum özeğidir ve kişinin ayağının en çok kaydığı özektir. Var olan "gücü" kaybetmemek için kaygı duyulması gerekecek çok fazla durum olduğundan, bu özekte saplanıp kalan kişi, mutsuzluğun da doruklarını, kaybetme yönünde duyduğu kaygılarla yaşamaktadır.

Dördüncü özek olan "Sevgi Özeği", üzerinde buluşmamız, en çok ve en yaygın deneyimlenmesi gereken, en verimli kılarak kazandıran ve çoğalan ilk mutluluk özeğidir. Bu özekte de yoğunlaşmamayı gerektiren durum,
"Eğer", "Çünkü" ve "Ama" koşullarıyla ve bu özekte yeri olmaması gereken kaygılarla sürmesidir.


Beşinci özekte, tüm evrende oluşan/oluşacak bir bolluğun bereketiyle "Koşulsuz Saygı ve Sevgi Özeği", mutluluğun en üst düzeylerde yaşanacağı özeklerdendir. Kaygının oluşamayacağı bir özek olması da mutluluktaki en önemli olanaktır.

Altıncı özek, altındaki tüm basamakları, en kapsamlı ve dengeli bir kıvamda deneyimlenebilecek, "Yüksek Bilinç Özeği"dir. Tüm basamaklara, yeterince çevik bir biçimde inip çıkabilecek, mutluluğu en üst düzeylerde yaşatacak bir özektir. Bu özek, kişisel yönetim ve gelişimle, değişim ve dönüşümle sürdürülebilecek, davranış ve tutumlardaki birlik ve bütünlükle gerçekleşebilecek, her şeyden râzı[nefs-i râziye] ve her şeyin de kendinden râzı[nefs-i marziye] olduğu bir bilinçtir. [Önceki basamaklar, aynı olmamakla birlikte, Anadolu bilgeliğinde/irfânında da, en alttan üste doğru, nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mülhime, nefs-i mutmainne olarak adlandırılmaktadır.]

Yedinci özekte ise mutluluğun sürekliliği ile taçlanan bir birlik ve bütünlük alanı vardır.[nefs-i sâfiye] Bu alandaki deneyimlerin kapsayıcılığı ve dinginliği ise en başta bireye, daha sonra da tüm evrene etki edecek ve yayılacak bir varoluş özeğidir.

Devinim durumundaki bilinç, mutluluktur.


Anlık: Bilincin oluşumu...

B (bile değil): Bilinç, bir anda ve tek bir kaynaktan oluşmaz. Gövde, çevreden gelen uyaranları/verileri duyular aracılığıyla alır. Bu veriler, deneyim olarak bellek ve önceki bilgi birikimi ile ilişkiye girerek algının oluşmasına katkıda bulunur. Algılananın fark edilmesi, seçilmesi, yeğlenmesi ve önceki anlık ve bellek içerikleriyle ilişkilendirilmesi bilinçli algıya, yani algının bilincine (apersepsiyon) yaklaşır.

Bu süreçte dil, imge, sözcük ve kavramlar, algılananı ayırma, adlandırma, temsil etme, ilişkilendirme ve anlamlandırma olanaklarını genişletir. Böylece anlayış gelişir. Kişi, yalnızca bir nesneyi algılamakla kalmayıp onun ne olduğunu, ne anlama geldiğini ve öteki nesnelerle ilişkisini kavrayabilir.

Bilinç, bu algılama, anımsama, ayırma, ilişkilendirme ve anlamlandırma sürecinin oluşturduğu farkındalık alanı olarak belirginleşir. Bilincin kendi üzerine yönelmesiyle özbilinç ortaya çıkar. Kişi, yalnızca bir şeyi değil kendinin onu algıladığını, düşündüğünü ve değerlendirdiğini de konu edebilir.

Bu oluşum, yalnızca gövde ve bireysel deneyimle sınırlı değildir. Ekin, dil, toplumsal koşullar ve yaşam, kişinin karşılaştığı uyaranları, edindiği deneyimleri, oluşturduğu birikimi ve kullandığı kavramları biçimlendirir. Bu nedenle, bilinç, gövde ile çevrenin, deneyim ile belleğin, bireysel birikim ile toplumsal yaşamın sürekli etkileşiminde gelişen bir süreç olarak düşünülebilir.


Anlık: Bilincin işleyişi ve bilinç nasıl çalışıyor?

B (bile değil): Bilinç, işleyiş, dolanıklık, amaç, planlılık ve ölçülülük içinde uyaran/veri > duyum > algı > belirginlik > bellek/birikim > ilişkilendirme > anlamlandırma > amaç > değerlendirme > planlama > ölçme > karar > söylem/eylem > deneyim/bellek olarak çalışır. Bu akış, ardışık bir sıra olmayabilir. Dolanık ve geri beslemeli bir işleyiştir. Sonraki deneyim, önceki algıyı; yeni bilgi, amacı; amaç, planı; sonuç da belleği ve sonraki bilinçli algıyı yeniden biçimlendirebilir.

Uyaranın/verinin alınması, seçilmesi, yeğlenmesi, duyumsanması, algılanması, belirginleşmesi, bellekteki birikimle ilişkilendirilmesi, anlamlandırılması, değerlendirilmesi ve buna göre düşünce, söylem ya da eylem oluşturulması biçimindeki sürekli akıştır. Bilinç, olanı fark etmek değil olanla ilişki kurup ona göre yönelmektir.

Bilincin herhangi bir içeriği tek başına bulunmaz. Gövde, çevre, duyum, algı, bellek, deneyim, duygu, imge, dil, sözcük, kavram, anlayış, amaç ve toplumsal koşullarla birbirine bağlıdır. Birindeki değişim, ötekilerinin anlamını ve işleyişini değiştirebilir. Bu nedenle, bilinç, tek yönde değil birbiriyle etkilenmelerden oluşan bir ağdır.

Bilinç, yönelimi olan bir işleyiştir. Bir şeyi seçmek, anlamak, korumak, değiştirmek, öğrenmek, kaçınmak, yaklaşmak ya da bir sonuca ulaşmak gibi yönelimler, algılanan ve düşünülenler arasında öncelik kurulmasını sağlar. Amaç, açıkça belirlenmiş olabileceği gibi bilinç düzeyinde tam olarak ifade edilmemiş de olabilir.

Amaç belirginleştikçe, bilinç ile geleceğe yönelik olasılıklar karşılaştırılabilir. Sıralama, araç belirleme, aşama oluşturma, deneme, öngörme ve gerektiğinde planı değiştirme olanağı kazanılır. Böylece yalnızca var olan duruma tepki vermekle kalmaz, olası bir sonraki durumu da düşünür/öngörmeye çalışılır.

Bilinç ile duyumsanan, algılanan ve düşünülenleri nicelik, nitelik, süre, uzaklık, önem, olasılık, yarar-zarar, yeterlilik ve sınır bakımından karşılaştırılabilir. Ölçümle bilinçte ayırma ve oranlama olanağı sağlanır. Böylece tepki ile eylem arasında değerlendirme ve yeğleme alanı oluşur.


Anlık: Bilinç ve eylem...

B (bile değil): Bilinç ile eylem arasındaki ilişki, direnç/ihtiyâr, istenç/irâde, amaç, eylem/edim, etkinlik, yaşam, devim ve olanak üzerinden kurulabilir. Direnç/ihtiyâr, bir uyarana, dürtüye, isteğe ya da dış etkiye doğrudan teslim olmak yerine yavaşlayabilme, durabilme, karşı koyabilme, erteleyebilme, vazgeçebilme, unutabilme, affedebilme, başka bir olanağı değerlendirebilme, geri durabilme/tutabilme ve yapmayabilme gücüdür/bilgisidir. Eylemden önceki yeğleme aralığının oluşmasına katkıda bulunur.

Direnç/ihtiyâr, bilinç ile belirli bir yönelim kazanılması ve yeğlenen doğrultunun sürdürülmesidir. İstenç/irâde, “istemek” değil bilinç ile bir amacı benimseyip ona doğru yönelme ve gerektiğinde engellere karşın yönelimi sürdürme olanağıdır.

Amaç, istenç ile yöneldiğimiz sonuç ya da durumdur. Amaç, var olan durum ile ulaşılmak istenen durum arasında bir ilişki kurmayı ve eyleme yön vermeyi sağlar. Eylem de amaç doğrultusundaki istencin davranışa, söyleme ya da başka bir gerçekleştirime dönüşmesidir. Eylem, gerçekleştirme sürecini; edim, gerçekleştirilmiş belirli işi ya da yapılan işi yansıtabilir. Etkinlik ise eylemin yalnızca gerçekleşmesi değil bir etki ve/ya da bir değişiklik oluşturmasıdır. Eylem ile sonuç arasındaki ilişkiyi görünür kılar. Yaşam, direnç, istenç, amaç ve eylemin içinde gerçekleştiği sürekliliktir. Yaşamda, kişi, çevresiyle birlikte, kendini ve koşulları eylemleri aracılığıyla değiştirebilir.

Devim(hareket), yaşamın ve eylemin yönüdür. Gövdedeki devimden düşüncedeki değişime, davranıştan çevredeki değişime kadar durağan olmayan oluşu tanımlar.

Olanak, henüz gerçekleşmemiş fakat belirli koşullarda gerçekleşebilecek durumdur. Bilinç, var olan durumun yanında olanakları ve olasılıkları değerlendirebildiği ölçüde eylemin yönünü değiştirebilir. Eylem ile amaç, belirli bir doğrultuya sokulur ve gerçekleştirilir. Etkinlik sonucunda yeni bir durum ortaya çıkarılır.

Düşünme! Yap ve Yaz!!!
Konuşma! Yap ve Yaz!!!


Anlık: Bilinç ve değerler...

B (bile değil): Bilinç, aynı zamanda, neyin önemli, doğru, değerli, gözetilmeye ve korunmaya değer olduğunu değerlendirebilen bir işleyiştir. Bu bağlamda, değerler, duyarlılık, bulunç/vicdan, koşulsuz saygı ve koşulsuz sevgi, adâlet, alçakgönüllülük/tevâzu ve mahviyet, bilgelik, emek ve erdem üzerinden somutlaşabilir.

Bilinçli ve duyarlı olmak, bir kişinin, başkalarının, dirimlilerin, çevrenin konumu ve durumunu fark edebilme, etkilenebilme ve buna uygun karşılık verebilme yetisidir. Duyarlılık, bilincin yalnızca “Ne oluyor?” sorusuna değil “Bundan ne ya da kim, nasıl ve ne kadar etkileniyor?” sorusuna da yönelmesini sağlar.

Bulunç(vicdan), kişinin kendi düşüncesini, niyetini ve eylemini değerlendirmesi, öncelikle yapmayabileceğinin ve daha sonra yapabileceğinin ya da değerini anlık bağlamında sorgulaması daha uygun ve dengeli olanı bulma, karar verme aracıdır.

Koşulsuz saygı ile değeri yarar, başarı, benzerlik, karşılık ya da koşula bağlamadan, gözetme ve önemseme yönelimi sağlanır. Ötekinin varoluşunu tanımayı ve sınırlarını dikkate almayı, koşulsuz saygı ve sevgi ile karşılık beklemeden ve sorunlara karşın değer verme sağlanır. İkisi de eylemin karşılığını ya da sonucunu sınırsız bir kabul anlamına gelmez. Olası zarar verme ve sınır aşımı gibi durumlar, ayrıca değerlendirilir.

Türe/adâlet ve tüze/hukuk, kişilerin eylemleri, hakları, olanakları, koşulları, fırsatları ve sorumlulukları arasında hakkaniyete uygun bir ölçü ve denge kurma özenidir. Kişinin gerekçesiz ve rastgele "isteğinden" değil “kim, neye, hangi gerekçeyle ve hangi ölçüde sahip olmalı?” sorusuna yönelmesini sağlar.

Alçakgönüllülük, kişinin kendi bilgisinin, gücünün, deneyiminin ve değerinin sınırlarını görebilmesidir. Bilmediğini bilebilmek, yanılabilirliğini öngörmek ve kabul etmek, kendini ölçünün tek özeği saymamak, bilincin, kişinin kendine yönelik denetimini güçlendirir.

Bilgelik, bilginin birik(tiril)mesi değil doğru bağlamda ve doğru ölçüyle kullanılabilmesidir. Bilgi, deneyim, tartma, öngörü ve değer değerlendirmesinin birlikte çalışmasıyla ortaya çıkar. Erdem de değerlerin yalnızca bilinmesi ya da savunulması değil kişinin düşüncesinde, yeğlediklerinde ve eyleminde süreklilik kazanmasıdır. Duyarlılık, bulunç, saygı, sevgi, türe, alçakgönüllülük, bilgelik ve emek gibi değerlerin davranışta karşılık bulmasıyla kişinin kendi emek, çaba, saygı ve özeniyle oluşturulur. Emek de bir amacı gerçekleştirmek üzere zaman, dikkat, güç, beceri ve süreklilik ortaya koymaktır. Değerin düşüncede ya da niyette kalmayıp gerçekleşmesi için gerekli olan dönüştürücü süreçtir. Bilinç ile eylem arasındaki bağı görünür kılar.


Anlık: Bilinç, "tikel mi, tümel midir?"

B (bile değil): Bağlamına göre iki biçimde de olabilir. Tek tek bireylerin belirli bir andaki bilinci ve deneyimi tikel, kavramı ise tek tek bilinçli deneyimleri ve bilinçli varolanları ortak bir kavram altında topladığından tümeldir. 

"Tümel" olması, tüm bilinçlerin aynı olduğu anlamına gelmez. Tümellik, tek tek örneklerin ortak yönünü kavramsal olarak belirtmekle ilgili olduğundan, bir kişinin belirli bir andaki kaygı ve korkusu, düşüncesi ya da algısı tikel bir bilinç deneyimidir. "Bilinç" ise bu tür tekil yaşantıları kapsayan genel kavramdır. Tekil deneyimlerde, tikel olarak ortaya çıkan, kavram düzeyinde tümelleştirilebilen bir olgu olarak düşünülebilir.


Anlık: Bilinç ve kişi/ler...

B (bile değil): Bilinç, kişinin dışındakileri fark etmesinin yanında kendini fark etmesi, kendini ötekilerden ayırması, kendi yönelimlerini değerlendirmesi ve kendi eylemleri üzerinde etkide bulunabilmesi ile kişisel bir nitelik kazanır. Bu bağlamda, psikoloji, ben/özbilinç/kendim, kişi, insan, özgürlük, özgünlük, özerklik ve yapmayabilme bilinci birbirine bağlanır.

Psikoloji, kişinin duyu, algı, düşünce <> duygu <> davranış <> değer <> deneyim <> dil (6D), istek, davranış ve ilişkilerinin nasıl oluştuğunu ve değiştiğini konu edinir. "Ben/özbilinç/kendim" düşüncesi ve kavramı, kişinin kendini ayırt etmesidir. "Kendim", kendine yönelmişlik durumunu, "özbilinç" ise kişinin dış dünyayla birlikte kendinin nasıl düşündüğünü ve eylemde bulunduğunu da bilmesini tanımlar. Kişinin, bilinç ile kendini gövdesiyle/doğasıyla sınırlı değil bilişsel olanaklarını birleştirme ve bütünleştirmede öncelikli, belirleyici ve bağlayıcı aracı olan belleği, değerleri, deneyimleri, dili, ilişkileri, amaçları, sorumlulukları ve eylemleri olan bir özne olarak kavramasına olanak verir. 

Özgürlük, kişinin davranışının tek bir dış zorunluluk ya da dürtü tarafından belirlenmemesi; seçenekleri fark edebilmesi, değerlendirebilmesi ve kendi yönelimi doğrultusunda yeğleme yapabilmesidir. Özgürlük, "istediğini/sevdiğini" kendince, başına buyruk(serserice), kuralsız, koşulsuz, sorgusuz, saygısız, engelsiz, özensiz, istediği yerde ve zamanda, istediği kadar yapabilmek” değil “istemediğini yapmayabilmek, yapmak zorunda olmamak/kalmamak” demektir.

Özgünlük, kişinin düşünce, yeğleme, eylem ve yaşam biçiminde kendine özgü bir yönünün bulunmasıdır. Başkalarından her bakımdan farklı olmak değil kendi deneyimi, anlayışı ve yönelimiyle kendine özgü bir biçimde var olabilmesidir.

Özerklik, kişinin karar ve eylemlerinde kendi değerlendirmesini, direnç/ihtiyâr ve istencini/irâdesini kullanabilmesidir. Özgürlük, daha geniş bir seçebilme alanını; özerklik ise bu alanda kendini yönlendirme ve yönetme yetisini vurgular.

Kişiyi kendi yapabilecek ve sürekli kılabilecek öncelikli bilinç, yapmayabilme/ihtiyâr bilincidir. “Bunu yapmayabilir miyim?, Yapmasam ya da söylemesem olur mu? Yemesem/içmesem olmaz mı?” gibi soruları sorabilmesidir. Bir "dürtünün, isteğin" ya da dış etkinin farkında olmak; onun zorunlu olarak eyleme dönüşmesi gerekmediğini kavramak, kişi ile eylemi arasına bir yeğleme olanağı sunar ve sağlar. Kişinin kendine katabileceği, en yakın çevresi ve sevdiklerine, çocuğuna ya da öğrencisine örnek olarak sunabileceği, toplumda bir değer oluşturabileceği temel bilinç ve davranıştır.


Anlık: Bilinç bozuklukları...

B (bile değil): Bilincin bozulması, uyanıklığın azalması, çevrenin ve kişinin kendinin farkında oluşunun bozulması, dikkat ve düşünmenin dağılması ya da bilincin tümüyle kaybolması farklı düzey ve biçimlerde ortaya çıkabilir. Bilinç kaybı, kişinin çevreden gelen uyaranlara normal biçimde yanıt verme yetisinin geçici ya da kalıcı olarak ortadan kalkmasıdır. Bilinç kaybında, uyanıklık azalabilir ya da tamamen ortadan kalkabilir. Koma da bu ağır bilinç bozukluklarından biridir.

Bilinç bulanıklığı(konfüzyon), kişinin aldığı verileri normal biçimde işleyememesi; dikkatini toplamakta, bulunduğu zamanı ve yeri anlamakta, sorulara uygun yanıt vermekte ya da düşüncelerini düzenlemekte güçlük çekmesidir. Bilinç bulanıklığı, bilinç kaybı ile aynı değildir. Kişi, uyanık olabilir fakat bilincin içeriğini oluşturan algılama, dikkat, yönelim ve düşünme süreçleri bozulmuştur. Bilinç "bulanıklığı", günlük konuşmalarda daha geniş ve belirsiz kullanılabildiğinden, tıbbi anlatımda hangi işlevin bozulduğunu -dikkat, yönelim, bellek, düşünme, uyanıklık- belirtmek daha açıklayıcıdır.

Deliryum ise belirli başlangıç ve sürme özellikleri olan klinik bir durumdur. Genellikle saatler ya da günler içinde başlayan, dikkat ve farkındalıkta bozulma ile birlikte bilinç düzeyinin dalgalanabildiği, düşünme ve bilişsel işlevlerin de etkilendiği iveğen/akut bir durumdur. Bazen aşırı uyanıklık ve huzursuzluk, bazen de belirgin uyku durumu ve yavaşlama görülebilir. Deliryumun altında içbulaşım/enfeksiyon, ilaçlar, zehirlenme, metabolik bozukluklar, oksijen yetersizliği gibi çok sayıda neden bulunabilir.

Bilinçsizlik, uyanıklığın ve çevreye anlamlı yanıt verebilmenin bulunmadığı durumları karşılayan genel bir sözcüktür. Tıbbî açıdan bunun altında farklı düzeyler bulunabilir. Yarı koma/stupor ile koma aynı düzey değildir. Komada kişi uyandırılamaz ve gözleri kapalıdır. Bu nedenle, “bilinçsiz” demek yerine olanaklı olduğunda, kişinin uyarana verdiği yanıt düzeyini tanımlamak daha doğrudur.

Geçici bilinç kaybı, kısa süreli bir bilinç kaybı ve kendiliğinden toparlanma durumudur. Bayılma(senkop), bunun yaygın örneklerinden biridir. Bilincin kısa süre içinde geri gelmesi, nedenin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Kalp-damar, nörolojik ve başka nedenler araştırılabilir.

G-LOC (Yer çekimi/ivme Uyarımlı Bilinç Kaybı/G-force-induced Loss of Consciousness), özellikle yüksek pozitif ivmenin (+Gz) beyne giden kan akımını azaltması sonucunda ortaya çıkabilen geçici bilinç kaybıdır. Havacılıkta önemlidir. G kuvveti yeterince yüksek ya da yeterince hızlı arttığında görmede önce çevresel görüş kaybı(gray-out), ardından görüşün tamamen kaybolması(black-out) görülebilir. Bilinç kaybı bunun ardından gelişebilir. FAA kaynakları, G-LOC'un çoğunlukla birkaç saniye süren tam işlev kaybına yol açabildiğini ve daha uzun sürebileceğini bildirmektedir.


Anlık: Bilinç kuramları...

B (bile değil): Bilincin ne olduğu ve nasıl ortaya çıktığı konusunda tek bir kuram üzerinde uzlaşma yoktur. Güncel yaklaşımlar, bilincin bilgi bütünleşmesi, bilginin küresel erişimi, üst düzey temsiller, öngörü ve işleme süreçleri gibi farklı özelliklerine odaklanır. Bu nedenle, kuramlar, bilincin aynı sorusuna verilmiş birbirinin aynı açıklamalar değil farklı yönlerini açıklamaya çalışan "yapı"lar olarak ele alınabilir.

Bütünleşik Bilgi Kuramı(BBK/IIT/Integrated Information Theory), bilinçli bir dizgenin, sahip olduğu bilginin miktarıyla sınırlı değil bilginin ne ölçüde bütünleşmiş ve birbirinden ayrıştırılamaz bir bütün oluşturduğu ile ilişkili olduğunu öne sürer. Kuramda, bu bütünleşme düzeyi Φ(fi) ile ifade edilir. Bu kuram açısından bilinç, bilgi işlemekten daha fazlasıdır. Dizgenin kendi içinde belirli bir bütünlük oluşturan nedensel yapısıyla ilişkilidir.

Küresel Çalışma Alanı Kuramı(GWT/Global Workspace Theory), bir bilginin bilinçli duruma gelmesini, o bilginin sınırlı bir sinirsel işlem alanından çıkarak, çok sayıda farklı bilişsel dizgeye erişilebilir duruma gelmesi üzerinden açıklar. Dikkat, bellek, karar verme, dil ve eylem gibi süreçlerin aynı bilgiye erişebilmesi, bilincin işlevsel yönünü açıklamakta kullanılır.

Üst Düzey Düşünce Kuramı(HOT/Higher-Order Thought Theory), anlıktaki bir durumun bilinçli olduğu, kişinin o durum hakkında üst düzey bir temsile ya da düşünceye sahip olduğuyla ilişkilendirilir. Örneğin yalnızca bir rengin algılanması ile “kırmızıyı görüyorum” biçimindeki üst düzey farkındalık arasında ayrım kurar. Böylece bilinç ile özbilinç arasında bir bağlantı kurar.

Öngörücü İşleme(Predictive Processing) ile duyular ve emiğin çevreden gelen verileri yalnızca edilgen biçimde almadığını, sürekli olarak öngörüler oluşturulduğunu ve gelen duyusal verilerle bu öngörülerin karşılaştırıldığını öne çıkarır. Öngörü ile duyusal veri arasındaki fark, yeni işlem ve güncellemeler için kullanılır. Bu yaklaşımla algı ve bilinç, emiğin dünyayı sürekli örneklemesi bağlamında ele alınır.

Bilinç benzeri süreçler, bir dizgenin bilinçli olduğu söylenmeden de dikkat, bili(enformasyon) birleştirme, çevreyi örnekleme, öğrenme, karar verme, kendini izleme ya da amaç doğrultusunda davranma gibi bilinçle ilişkilendirilen bazı süreçleri gerçekleştirebilmesidir. Bu nedenle, “bilinç için gerekli süreç” ile “bilincin kendi” birbirinden ayrılır.

"Bilinç taklidi", bir dizgenin dışarıdan bakıldığında bilinçli bir kişinin davranışlarına benzeyen söylem ve tepkiler üretmesidir. Bir makinenin “üzgünüm”, “bunu düşünüyorum” ya da “seni anlıyorum” diye çıktı vermesi, öznel bir deneyime sahip olduğunu göstermez. Buradaki temel konu, araçsal benzerlik ile yalnızca insana özgü öznel deneyimin aynı olup olmadığıdır.


Anlık: Bilinç ve geliş(tiril)miş araçlar...

B (bile değil): Çok gelişmiş ve çok ileri işlevsel bir hesap makinesinden daha fazlası olmayan "Yapay( Genel/Süper) Zekâ", bir bilinç aracı değil ancak bir baston ya da bıçak gibi veri örüntü kaynağı, aracı ve yardımcısı olabilir. Var olan tüm veri birikimiyle çapraz ilişki kurabilmesi, işlemleri hızlı ve çoğu gereksinimimizde verimli biçimde birleştirebilme özelliği kendi başına bir şey yaptığı/yapabileceği gibi bir düşünce oluşturmamalı ve yanıltıcı olmamalıdır.


Anlık: Hayvanda "bilinç"...

B (bile değil): Hayvanda, iç ve dış bilinci/ayrımı yoktur fakat insanda vardır. İnsandaki düzeyde (yansıtıcı) bilinç, hayvanda olmadığı gibi bitkide de yoktur. Eğer bazı memeli hayvanın bazı bilişsel işlevlerine ve davranışlarına bakarak "bilinç" deme iddiası olursa da insandaki "bilinç" sözcüğü ve kavramı için ayrı ve yeni bir terim kullanılması gerekmektedir.

Hayvan üzerine yapılan (etolojik) çalışma ve araştırmalarda çok ilginç veriler açığa çıkmaktadır. Tek tek ayrıntılarına girmeye gerek kalmadan, tüm sonuçların, -bilgisayar benzetmesiyle- kapalı bir yapı olan bir donanım ve yazılım olduğunu anımsamak yeterlidir. Hayvanın kendi arasında paylaştığı ve "şunu, şu nedenle, şöyle yapıyoruz" düzeyinde kendi arasında ve/ya da insana gösterebileceği gelişmişlik düzeyinde araç ya da bulgu söz konusu değildir. Gözlemlenen tüm sonuçlar, insanbiçimci bir "yükleme, yakıştırma ya da beklentiden" oluşan "adlandırmalar" ya da ancak yazın alanında çeşitlendirilmiş hoş öykülerdir.


Anlık: Bilincin "sınırı" var mıdır?

B (bile değil): Bilincin sınırı vardır fakat düşünmenin ve düşüncenin yoktur. Bilinç için "sınır" sözcüğünü kullanmak yerine eşik ya da koşul sözcüğünü kullanabiliriz. İlk eşik/koşul, doğa yani bazı fiziksel eşikler, hem aşılabilir, hem aşılamaz, ne aşılabilir, ne de aşılamaz durumdadır. Nesnesi ve adresi ağırlıklı olarak emik olsa da farklı örgen, kas ve dokularda, her bir gözenin bile ayrı ayrı durumu, katkısı, belleği, dengeleyici, sağaltıcı işlevi ya da engeli oluşabiliyor.

Öncelikle ikisi de deneyim olarak bir ve bütün olsa da düşünür, açıklar ya da anlatırken, "emik/beyin <> gövde/beden" | "bilinç <> gövde/beden" ya da "ben <> gövde/beden" düşünsel "ayrımı" ve ilişkisini sürekli anlıkta tutmak gerekiyor. İlk, ağırlıklı ve sürekli bilgi ve bilinç gerektiren konu, gövdenin/bedenin, "ben" olmadığıdır!

Gövde/beden ile ya da gövdenin herhangi bir örgeni, herhangi bir noktası, bilişsel ve "kişisel anlam ve değer"den bağımsız olmadığından, hem bir bütün, hem de ayrı ayrı üzerine olabildiğince ya da en az bir/kaç kez (derin) düşünmeyi, çalışmayı ve alışmayı gerektirir. Çocukluktan itibaren oluşan/oluşturulan, çeşitli ekinsel ve günlük abartılı argo sözlerin, "olumsuz kayıtların", "ayıpların" ve "küçümsemelerin" varoluşsal anlam düzeyinde eşitlenmesi ve temizlenmesi gerekir. Kişinin gövdesini bir küre gibi düşünüp hiçbir örgen ve noktasının daha önde/üstte ya da daha arkada/altta olmadığını, örgenin ("çirkin, kötü, pis, iğrenç, ayıp") adı olsun/olmasın, sadece kaşınan ya da acıyan bir noktayı deneyimleyip düşünebildiğini anlığında oturtması gerekiyor. 

"Bağırsak" sözcüğü olağan bir kullanımken bağırsağın parçası son bölümü olması "kıç/göt[< göd/göden]" sözcüğü ise çok fazla "olumsuz kayıtla" ilişkilendirilmiştir. Bel altı olsun ya da olmasın tüm örgen adlarının kişinin kendi için değil ötekilerle daha hızlı ve kolay iletişim kurmak üzere bellendiğini ve kullanıldığını anlamak/anımsamak gerekiyor. Kapalı bir ortamda tek başınayken giyinik ya da çıplaklık ayrımı olmadığı gibi örgenlerinin adının da olması gerekmez. Kişi, gövdesinin her bir (iç/dış) noktasıyla ilgili bu tür ve benzeri "bağlam" ve ayrımları belirli bir yaşta/dönemde sorgulamaz, anlamaz ve alışmazsa anlık ve bilinç açısından büyük bir eksiklik ve sorun yumağı oluşturuyor.

Bir kâğıttaki deliğin hem kâğıtta oluşu hem de kâğıttan olmayışı gibi,
bilincin tam merkezinde ama yine de bilinçten ötedir.


Anlık: Göz ve kulağın, ayrıcalığı, bağlayıcılığı ve belirleyiciliği...

B (bile değil): Beş duyunun "dokunma, tatma, koklama"(keyif) üçlüsü ile "görme ve duyma"(zevk) ikilisinin, bilinç ve insanlaşma açısından niteliği öncelikli ve incelikli tabii. Doğuştan görme ya da duyma işlevi olmayan birinin, pek kolay olmasa da kendi gereksinimlerini sağlayacak ve yaşamını kurabilecek, tarih ve ekin birikiminden daha sınırlı da olsa yeterince payını alabileceği kadar koşulları bulunur. 

Fakat hem görmeyen, hem duymayan bir çocuğun çok özel eğitim ve koşullar sunulmadıkça insanlaşabilme yetkinliği çok sınırlı ve yetersiz kalacaktır. Kişinin bilinç ve anlığındaki gelişimde bu iki duyunun önemini ve eşiğini daha kapsamlı düşünebilmek ve anlayabilmek için "Benim Dünyam" ya da "Black" adlı filmin izlenmesi kolaylaştırıcı olacaktır.

Bilinç, usun gözüdür.


Anlık: Ya dudaklar?

B (bile değil): Kişi, ağzından girmeyebilecek olan nesneleri ve ağzından çıkmayabilecek sözleri, ancak bilinç ve "dudaklarının bekçilik görevi" ile sağlayabilir. Bu bağlamda, kendi ve bilinçli olmanın, insanlaşmanın temel, öncelikli ve sürekli eşiğidir.


Anlık: "El <> emik", "dil <> anlık" eytişimine ve bilincine de değinmeden geçemeyiz...

B (bile değil): Evet. Tüm örgenler, kendi dirimsel işleyişi yanı sıra emik(beyin) özekli/merkezli çalıştığından, karşılıklı olarak sağlık ve bilinç oranı birbirini belirler. Özellikle ellerin ve eylemlerin, emik ve bilinç ile yakın/yoğun ilişkisi öteki doğrudan/dolaylı etkileşimlerin önündedir.

Dil ve anlık arasındaki ilişkide de yakın ve yoğun ilişki söz konusudur. Dildeki en küçük anlam birimi olan sözcük, anlık-sözcük ilişkisi olarak paranın iki yüzü gibidir. Sözcük üzerinde düşünmek ve çalışmak, düşünce, anlık ve bilinç üzerinde gelişim ve değişim olanağıdır. Öteki yön olarak düşünce üzerinde ilerlemek de sözcük/terim/kavram yetkinliğini sağlar.

[Ayrıntıları ve ilgili yazı için sürekli erişim ve paylaşım adresi...
Dil ve Diş]

Gövdeyi emik gözetir, emiği anlık ve bilinç aydınlatır; 
bilinç, farkındalığın gözetimindedir.


Anlık: "Bilinçdışı, ortak(kolektif) bilinç ve bilincin ötesi"...

B (bile değil): Bilinçdışı, kişinin o anda bilincinde olmayan anlıksal süreçleri ve içerikleri anlatmak için kullanılan geniş bir kavramdır. Bir düşüncenin, anının, eğilimin, duygusal etkinin ya da anlıksal işlemin davranışı etkilemesi için kişinin bunları açıkça fark etmesi gerekmeyebilir.

“Bilinçdışı” sözcüğü farklı psikoloji ve felsefe kuramlarında farklı anlamlar taşır. Ayrıca bir içeriğin o anda bilinçte bulunmaması ile bilinçdışına ait olması aynı şey değildir. Örneğin dikkatin başka yere yönelmesi nedeniyle o anda fark edilmeyen bir bilgi daha sonra bilince gelebilir. Bilinçdışı, bilinci etkileyebilir. 

Kişi, bazı kararlarının, tepkilerinin ya da yönelimlerinin tüm nedenlerini bilinçli olarak bilmeyebilir. Algılama, bellek, alışkanlık, düşünme, duygu ve değerlendirme süreçlerinin bir bölümü bilinçli farkındalık dışında gerçekleşebilir. Bu nedenle, bilinçli yaşantı, anlıksal işleyişin tümünü kapsayan bir alan değildir.

"Bilinçdışı" ile "ortak bilinç", aynı değildir. "Bilinçdışı", kişinin bilincinde olmayan anlıksal süreçlerle ilgilidir. "Ortak bilinç" ise kişiler arasında paylaşılan bilgi, anlam, değer ve yaşantılarla ilgilidir. Bir içerik aynı zamanda hem kişinin bilincinde olmayabilir hem de toplumsal olarak öğrenilmiş olabilir fakat iki kavramın ölçütü farklıdır. Dikkat, öğrenme, uyku, uyanıklık, düşünce, duygu, bellek ve çeşitli durumlar, kişinin neyi ne ölçüde fark ettiğini değiştirebilir.

Bilincin tek bir kişinin kendi yaşantısından oluşmadığını söyleyebiliriz. Dil, ekin, ortak bilgiler, değerler, simgeler, anılar, gelenekler ve toplumsal deneyimler, kişiler arasında paylaşılır. Bu paylaşım, kişilerin ayrı bilinçleri arasında ortak bir anlam alanı oluşturur.

"Ortak bilinç", farklı anlamlarda kullanılabilir. Bir anlamıyla, belirli bir topluluğun paylaştığı "bilgi, değer, kabuller, imgeler ve anlamlar" bütünüdür. Daha güçlü bir anlamıyla ise kişilerden bağımsız, kendine özgü bir ortak anlığın bulunduğu ileri sürülse de zayıf bir "görüştür".

Kişilerin yaşantısı iletişim yoluyla birbirine aktarılır. Dil, bu aktarımın temel araçlarından biridir. Temel anlam birimi olan düşünce ve sözcükler, imgeler, kavramlar, anlatılar, kurallar ve değerler kuşaktan kuşağa aktarılır; kişiler bunları öğrenir, geliştirir, değiştirir ve sürekli yeniden üretir. Böylece tek tek kişilerin bilincinde bulunan içerikler arasında ortaklık oluşabilir. Ayrıntıları birbirine bağlanan birikimin oluşturduğu ortak anlam ve etkileşim alanı olarak düşünülebilir. Kişinin bazı eylemleri, konuşması, üretimleri ve ilişkileriyle bu alanı geliştirebilir ve değiştirebilir.

"Bilincin ötesi", bilincin henüz farkında olmadığı anlık süreçlerdir. Kişinin kendi bilincinin sınırlarını aşan toplumsal, tarihsel ve ekinsel süreçler de olabilir. “Bilincin dışında ya da üstünde bir gerçeklik var mı?” "sorusu" da bunlarla koşut olarak oluşabilir fakat yeterince ilerlenebilecek ve uzlaşılabilecek koşulları bulunmaz.

Kişi, bilinciyle kendi sınırlarını kendi içeriğini gözlemleyerek, düşünme biçimini sorgulayarak ve neyi bilmediğini ve bilebileceğini fark ederek bilincin sınırlarını araştırabilir ve aşabilir. “Ne biliyorum?”, “Nasıl biliyorum?”, “Neyi bilmiyorum?”, “Fark etmediğim neler olabilir?” soruları bilincin kendine yönelmesidir. "Bilincin ötesi", bilinmeyen ya da doğaüstü bir alan anlamına gelmez. Bilincin henüz fark etmediği/edemediği süreçleri, kişinin tek başına kavrayamadığı ortak süreçleri, bilincin koşullarını ve bilincin sınırları üzerine soruları kapsayabilir.

Kişinin bilinci ile ortak yaşam, birbirini sürekli etkiler. Kişinin gövdesi, öznel bilinci ve yaşantısı kadar dili, ilişkileri, ekini, tarihi ve toplumsal koşullarıyla biçimlenir. "Ortak bilinç", karşılıklı etkileşimlerin oluşturduğu paylaşılmış anlam alanını gösterir. "Bilincin ötesi" ise bilincin henüz kavrayamadıklarını, kendi sınırlarını ve bu sınırların dışında ne bulunabileceğini araştıran sorulardan biri olabilir.


Anlık: Varolan(mevcud) ve bilinci(şuuru)...

B (bile değil): Ne ise o olan varlık(Vucud-u Aynî) <> Anlıkta olan varlık(Vucud-u Zihnî) olarak ikiye ayrılabilecek/ayrılan düşünsel kümeleme, anlıkta olan içinde de ikiye ayrılmaktadır. Yazılı/Çizili(Vucud-u Hattî) ve Dilsel(Vucud-u Lisânî) olarak.

Ancak insan, bilgi, birikim ve bilincinde (anlığında) bulunan bağlam > anlam | süreç > sonuç ilişkisi, kümeleme ve kavramsallaştırma olanağı, tikel <> tümel ve tekil <> çoğul olanlar üzerindeki farkındalık gücüyle açığa çıkmaktadır. Kişinin bir trafik polisi ya da orkestra şefi gibi tüm nesne, olay/durum, koşul, olanak, kişi ve ilişkilerindeki deneyim, denetim, yönetim ve yönlendirme olanağı ancak düşünmeyi düşünme ve daha ileri düzeyde düşünceyi düşünmeyi düşünme ve bilincin bilinci olan felsefe ile sağlanmaktadır.

Tarih boyunca ve tüm toplumlarda ancak bazı küçük hesapları/çıkarları üzerine yaşamını sürdüren ve ancak üç yaş bilincinde davranan çoğunluğun, "sonuç odaklı/beklentili" olmak yerine süreç <> sonuç bütünlüğü içinde düşünebilmesini beklemek, anlamsız(ütopya/distopya) olacağından, kişinin kendinden(anlığından ve bilincinden) başlayarak, kendinden kendine olan yaşam yolculuğunda, gelişim ve değişim adımlarını yine kendi atması gerekmektedir.

[İlgili yazı ve daha kapsamlı içerik için sürekli erişim ve paylaşım adresi... 


Anlık: Varlık - Yokluk bilinci...

B (bile değil): Varolanların değerinin bilinmesi ve anımsanması ancak o durumun, olanağın, nesnenin ya da kişinin kaybında ve/ya da yokluğunda söz konusudur. Fakat kişinin yaşamındaki, gövdesindeki ve zihnindeki var olanların değerini bilmek içinse sahip olduklarının ya da ötelediği ilişkilerin kaybını beklemesi gerekmemektedir.

"El duası olmadan, dil duası olmayacağını" anlayarak ve anımsayarak, bazı durumların yaşanmasında, kaygının anlamsızlığını da fark etmesi, zamanında, araç ve olanaklarını yerindeyken harekete geçmesini sağlar.

Kişinin, kendini tanıma, gelişme ve gerçekleştirme sürecinde, aile, çevre, okul aracılığıyla edindiği öğrenim ve eğitim aşamaları bulunmaktadır. Bu süreçteki tüm bilgi, kayıt ve deneyimlerini, ekmek arası malzemesine benzetip tüm bu süreç boyunca, bu malzemenin, yani bilgi ve deneyimlerinin çevresinde olmazsa olmazları bulunmaktadır.

Bu olmazsa olmazların, kullanılagelenleri olarak en değerli ve öncelikli olanı, Sağlık ve Özgürlük'tür. İkinci sırada, Zaman ve Enerji'dir. Üçüncü sırada da, Bilgi ve Bilinç/Farkındalık'tır.

Uygulanagelenleri olarak,
en değerli ve öncelikli olanı, Doğa ve Doğallık, ikinci sırada, Uyum ve Bütünlük'tür. Üçüncü sırada da, Gelişim ve Değişim'dir.


Bunların hepsinin temelinde(/kaynağında/kökeninde) ise 
KOŞULSUZ SAYGI ve KOŞULSUZ SEVGİ
bulunmaktadır.

Büyük çoğunluk için yaşamın tamamı, bu dönemle sınırlı kalmış, bilgi ve (b)ilim süreci olarak, az ya da çok bilgi, kayıt, yorum ve deneyimle tamamlanmış ya da tamamlanacak olmasının yanı sıra, bu süreci aşmak isteyenler için bir sonraki ve üst aşaması/dönemi olan, (d)olgun insan olma ve kendini gerçekleştirmek üzere, bilgelik(irfan/hikmet) ile sürdürme bilincine ve dönemine girilir.

Bilgi ve bilim bilinci ve dönemi, dört şeyi bilme süreci içinde devam eder. Bir şeyin,
içini ve dışını, öncesini ve sonrasını[zâhir, bâtın, evvel, âhir] bilmekle tanımlanır. Bilgelik dönemi ise bu dörde ek olarak, iki şeyi daha bilmekle, bilinen her bir şeyin, zaman ve zeminini bilmekle ve İlm-i Siyâset ile gerçekleşir.

[ İlim ile İrfan arasındaki FaRkLaR için... 

FaRkLaR.net/fark/7688 ]

Bu, dönemsel deneyimlerin ve donanımların temelinde, içinde ve/ya da dışında, koşutunda, ötesinde düşünülmeye ve yaşanmaya çalışıldığında ise ortada, ancak tek bir bilgi ve bilinç söz konusudur. VAR(OLAN) Bilinci ve Deneyimi.

Varolan[mevcud] bilinci
, iki ve dört kavramdan oluşan düşünce, bakış, algılama, yorumlama, değerlendirme sürecinde bulunarak, bilinç ve yoğunlaşma isteğine göre değişmek üzere belirlenen ilk iki [Böyle ve Bu da var] ve sonraki dört sözcük/kavram [... gibi. | ... olabilir. | ... değil. | ... bile değil.] aracılığıyla,
yaklaşık 3 ilâ 6'şar aylık sürede ve süreçte gerçekleşebilecek işler kadar, ayrı ayrı çalışılarak gerçekleşebilir.

Anlığın, bu bilince alışması ve yeniden yapılandırılması için 3 ilâ 6 ay boyunca, gördüğümüz tüm nesnelere ve kişilere, tüm olaylara; duyduğumuz, bildiğimiz ve düşündüğümüz tüm olgu ve kavramlara, sadece, "Böyle" 
bilinci/gözlüğü takılarak, Böyle'nin yanına, önüne, ardına, başka hiçbir düşünce, bilgi, sözcük yanaştırılmadan düşünülmesi ve çalışılması gerekmektedir. Çalışılan "Böyle" sözcüğü ve döneminden sonra, yine her şeye, sadece, "Bu da var" bilinci/gözlüğü takılarak bakılması, düşünülmesi ve çalışılması gerekmektedir.

Bu çalışmalar sonrasında ise dört kavrama daha geçilebilecektir. Öncelikle, gördüğümüz, duyduğumuz, bildiğimiz ve düşündüğümüz her bir şey, kişi, durum, süreç, imge, simge, kavram ya da ad/etiketin yanına, sadece, "... gibi." bilinci/gözlüğü takılarak çalışılması gerekecektir. Sonrasında ise yine aynı koşullar ve süreyle, "... olabilir." bilinci/gözlüğü takılarak çalışılması gerekecektir. Bu iki sözcükten sonra yine aynı koşullar ve süreyle fakat daha farklı bir anlık oluşturabilecek olan değilleme sürecinde, her şeyin yanına/sonuna "... değil." bilinci/gözlüğü takılarak bakılacaktır. Bu sürecin dengelenmesi içinse dördüncü kavram olan "... bile değil." bilinci/gözlüğü takılarak çalışılacaktır.

Varoluş bilincinin kapsayıcılığının yanı sıra, yetersizliği ya da sınırlılığı da söz konusudur. İşleyişi, "ya, ya da" "0 l" "mantığı/algısı" ya da "Newton Mekaniği" ile düşünülebilen varoluş bilinci, doğa, fizik, matematik ve laboratuvarda geçerlidir.

OLuş bilincinde ise bir şeyin, ne ve ne kadar olduğundan çok ve ötesinde, şu/bu/o koşulda/biçimde olabilmesinin yanı sıra, hem belirli bir koşul, zaman ve zeminde olmakla birlikte, hem de belirli bir koşul, zaman ve zeminde olmayarak, ne belirli, ne de belirsiz bir koşul, zaman ve zeminde de bulunmadığı bilgisi ile "hem, hem de | ne, ne de" "mantığı/algısı" ya da "Kuvantum Mekaniği" ile tanımlanmaktadır. Bu bilinçte, sadece, "OLmak, OLan ya da OLuş" söz konusudur.

Tüm varoluşun, insanın, bilincin, süreçlerin ve sonuçların, her şeyin karşısında, Yokluk [O] alanı ve durumu söz konusudur. Dolayısıyla, her şeyin başında ve sonunda, yokluğu düşünmek, yok olmayı, bulun(a)mamayı, göz önünde tutmak durumundayızdır. Fakat bu bilgi ve bilinçle de bunu bilmenin ötesine geçmek zorunda olduğumuzdan dolayı, yokluğu da hem bilip, hem göz ardı edebilecek kadarıyla "yok etmek", ne tek bilgi, ne de tüm bilgi ya da gerçeklik olarak kabul etmek isabetli olacağından, yok'un, yokluk ile ilişkisini, kendiyle sağlayamayacağımızdan dolayı da burada, elimizde kalan ve kullanılabilecek tek bilgi, "bile değil" kavramı ve sözcüğüdür. "Bile değil" bile olsa, onu kullanıyor olmak da bir varoluş alanı ve durumu oluşturacağından, "bile değil"i de "bile değil" ile devam ettirmek, bunları da yine ancak yineleyerek "bile değil" ile devam ettirmek ve sonsuza kadar, azalarak ve küçülerek, yok olarak gidebilecek tek kavram olan "bile değil", devam ettirilerek ve doğada, durabilerek; insanda ise susabilerek, tüm "süreç ve sonuç", "algı", "yorum", "kavramsallık", "ilkesellik", "evrensellik", "birlik" ve "bütünlük" deneyimlenir.
[Durmayabilmek ve susmayabilmek ise hâlâ insana özgülüğüyle ve ayrıcalığıyla, düşündüğünü düşünebilen, kuvantumsal ve sabit olmayan bir bilinç olmasından dolayı, insanın, anlığında, dilinde ve elinde olmaya, kısır döngü ya da nereye doğru ilerlediği bilinemeyecek eliptik bir döngü biçiminde devam eder durur.]


YOK(LUK) 
[ xOx ] [ bile değil ]>[ bile değil ]>[ bile değil ] >[ bile değil ] >[ bile değil ]>[ bile değil ]  ~ ]
^
|
|
OL(UŞ)[ hem O[yok] l[var] , hem de l[var] O[yok] ve
                    ne
O[yok] , ne de l[var] "mantığı/algısı" ]
( Şu/bu/o, şöyle/böyle/öyle, şu/bu/o kadar, şu/bu/o zamanda, zeminde, koşulda/biçimde, sınırlan(dır)madan ve çerçevelen(dir)meden,
herhangi bir şey(le) olmadan ve olmayan!
Sadece OLMAK, OLAN ya da OLUŞ! )

^
|
|
VAR(OLAN)
[ ya O ya da l "mantığı/algısı"]
[- BÖYLE                  [ ... GİBİ 
 - BU DA VAR ]           ... OLABİLİR
                                   ... DEĞİL
                                   ... BİLE DEĞİL ]

------------------------------------------------
(D)OLGUN/KÂMİL İNSAN
S~ KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME ~S
[OLGUNLUK/KEMÂL]
--------------------------------------
^
|
|

İNSAN
| KENDİNİ TANIMA SÜRECİ |
(GELİŞİM)


-------------------------------------
[OLMAZSA OLMAZLAR]

[Kullanılagelenler]

1.) SAĞLIKÖZGÜRLÜK

2.) ZAMAN ve ENERJİ


3.) BİLGİ ve FARKINDALIK


      -------------------------------------------------
       |          TÜM BİLGİ ve DENEYİMLER                  |
      -------------------------------------------------
[Uygulanagelenler]


1.) DOĞA ve DOĞALLIK

2.) UYUM ve BÜTÜNLÜK

3.) GELİŞİM ve DEĞİŞİM

-------------------------------------------------
|    KOŞULSUZ SAYGI ve SEVGİ    |
-------------------------------------------------

Anlık: Sükûnet > sekîne(t) ve bilinç...

B (bile değil): "Anlığın sessizliği, gürültüden/düşünceden arınmışlığı(azaltılması/yavaşlatılması)" anlamına gelen sükûnet, simge bulunmayan bilinçtir. "Kalbin sessizliği" anlamına gelen sekînet ise imge bile bulunmayan bilinçtir. 

Düşünmek için sessizliğe gereksinim vardır. Düşün(ebil)menin zevki ve bilinci ise susabilmeyi(sükût etmeyi) öğrendikten/alıştıktan sonra gelir. 


Anlık: Bilinç ve üç selîm...

B (bile değil): "Akl-ı selîm > kalb-i selîm > zevk-i selîm" olarak adlandırılmış bilinç düzeyleri de yaşamın ve bu alanın temel/öncelikli bilinçleri...

Ancak kişinin nitelikli ve incelmiş(rikkatli) davranış ve söylemlerinde açığa çıkabilecek bu üç yetkinlik ve bilinç düzeyi, dengeli bir yaşam ve bilgelik için her tür etkileşim ve iletişimde, öteki birey, nesne, olay ve durumlarla yansımalı ve bütünlüklü bir yaşam deneyimlemek üzere ancak hizmet ile sağlanabilmektedir. Himmet(destek/yardım/iyilik) ile olan yakın ilişkisinden oluşan ise "Hikmet/Bilgelik" olarak tüm insanlığa yansıyan ve yayılan bilinç olacaktır.


Anlık: Kimlik, kişilik, kendilik ve bilinç...

B (bile değil): Kişinin kimliği, topluluk ya da toplumda bulunan kişilerden, gövdesi üzerinden, kayıtla, yazılı belge olan kimlikle, kemik, parmak/el/ayak izi, retina ve DNA gibi verilerle gözlemlenen bir ölçüttür. Kişinin tensel varoluşu, belirlilik; tinsel varoluşu ise erekliliktir. Düzenin ve/ya da çevrenin etkisi ve katkısı ile oluşturulmuş olandır. 

(Kişi, ancak gövdesiyle birlikte düşünülebilse bile bireyin, kendini, gövdesinden oluşan ya da gövdesiyle özdeş görmemesini gerektirir. Kişi, gövdesi/bedeni değildir. Kişiler de "kadın" ya da "erkek" değildir. Dişil ve eril gövdesine[/hayvanına] sahip varolanlardır. Bütünlük olarak gövdesiyle birlikte fakat anlam, değer ve haklar olarak sadece insandır.)
( FaRkLaR.net/fark/44494 ve FaRkLaR.net/fark/53117 başlıkları da okunabilir... )

Tüze açısından da birey/kişi, gerçek ve tüzel olarak ikiye ayrılır. Birey olması da tüzeye(hukuka) ve bilgiye dayanır.

Kişilik ise anlıkta, düşüncelerde, dilde ve eylemlerde, çevresiyle ve ilişkileriyle, yaptıklarıyla değil yapmayabilecekleriyle yansıyan; kişinin, kendi takip ederek ancak farkındalıkla, bilgisi, görgüsü, kültürü, sabrı, tahammülü, tenezzülü, ilim ve irfanı, aşk ve şevki ile ve de yokluk ile oluşturabildiğidir.

Kendilik ise bilinenin bilenini aramakla gerçekleşebilen bilinç düzeyidir.

Bilinç, k
endini, kendi olmayanlardan ayırt etme yetisidir.


SABIR GEREK EVVELÂ
SONRA TAHAMMÜL
SONRA TENEZZÜL
SONRA İLİM, İRFAN GEREK
SONRA AŞK, ŞEVK GEREK
SONRA YOKLUK

EN SONUNDA KİŞİLİK! [OLUŞUR]
[ FaRkLaR.net/SABIR ]


Anlık: Seçmek ile/ve yeğlemenin bilinç açısından önemi...

B (bile değil): Evet. Bu da bilinç açısından öncelikli bir ayrım. Doğrudan ya da dolaylı koşullarla üç ve üzeri seçeneklerden birine karar verme anlamına gelen "seçmek" ile iki seçenekten birine bilinçli/farkındalıklı biçimde düşünerek, ölçerek ve değerlendirerek, uzak/geri durulabilecek ya da vazgeçilebilecek olanın bilgi ve bilinci ile (ihtiyâr ile) karar vermek yani yeğlemek/tercih etmek arasında çok önemli fark var. İnsan dışında öteki dirimlilerde bulunmayan yeğleme olanağını sürekli anımsayarak kullanmanın, bireyin yaşam niteliğindeki artılarını da ne kadar düşünsek ve paylaşsak yetmez.


Anlık: Bakış açısı/uzaklığı ve bilinç...

B (bile değil): Aynı nesne ya da duruma iki (ya da üzeri) kişi, ayrı "yorum"larda bulunabilir. Bu uzlaşımı ve kesinliği tartışılamayacak olan bir rakam üzerine bile olabilir. Fakat ister iki boyutlu, ister üç boyutlu bir nesne olarak 6 gibi bir rakamın üstünde/solunda duran ile altında/sağında duran kişinin algı ve kararı birbirinin tam tersi olabilir. Birinin 6 olarak gördüğünü öteki/ler konumu ve açısından dolayı 9 olarak görebilir ve iddialaşabilir. Üzerine düşünülebilecek her konu ve ayrıntısı için ve bu tür olası yorum farkı olabilecek çoğu konu için ilk araç ve yöntem, ölçüttür.

Yine aynı ve olduğu gibi ele alınabilecek bir duruma yakından bakarak "üzüntü verici" olarak değerlendirip ya da uzaktan bakarak "gülüp geçilebilecek" bir düşünce ve yaklaşımda bulunabiliriz. Kişi, deneyim, ilgi, bilgi, incelik(rikkat), dikkat, bilinç ve bilgeliği oranında, bir durumu nasıl değerlendirebileceğini yeğleyebilecek bir üst ya da bütüncül bilince de çıkabilir.


Anlık: Bazı sözcükler ve bilinç ilişkisi...

B (bile değil):  Sahip olunan ve kullanılan düşünce ve eşdeğeri olan sözcükler/kavramlar, kişinin tüm davranış ve sözlerinin ardındaki bilincin temel aracı ve göstergesidir. Kişisel yönetim ve gelişimde, tüm toplumsal ilişkilerde, öncelikli ve belirleyici olan dil ve iletişim yetkinliği, yaşamın niteliğini oluşturmak açısından bilincin bilinci olarak değerlendirilebilir. Binlerce düşünce = sözcük ile ayrıntıların bilinebileceği ve kullanılabileceği yaşamda bir sözün "genelleme, indirgeme ve özdeşleştirme; köktenci, toptancı ve sonuç odaklı" olmamasını sağlamak ve anlığını denetleyebilmek, kişinin temel ve öncelikli bilincindeki verimlilik ve tutarlılıktır.

Ne yazık ki, "asalaklaştırılmış" ya da "maymuncuk/joker" sözcüklerin başında  "zâten ...", "aslında ...", "sonuçta ...", "sadece ...", "hep/hiç ...", "herkes/hiçkimse ..." olmak üzere bazı sözcüklerin orantısız ve yanlış kullanımı, bilincin daha verimli ve etkin olmasına engel ya da fazlalık/yük oluşturabilmektedir. Kişi, bu sözcüklerin kullanımındaki oranını gereğince, yerinde ve zamanında, en fazla %3 - 5 olarak sınırlandırabilirse bilgi ve bilincini daha da etkinleştirebilir.

[Bazı daha geniş ayrıntıları için sürekli erişim ve paylaşım adresi...
Az kullanılması gerekenler... | FaRkLaR Kılavuzu | FaRklaR.net | SozcukEczanesi.com ]


Anlık: Bilinçte "Sihirli ve "Sigorta" sözcükler... :)

B (bile değil): Varoluşta, tüm dirimsiz nesne, dirimli[bitki, hayvan ve insan], gövdenin aracılığıyla etkileşim, anlık aracılığıyla da hem etkileşim, hem de daha ileri ve nitelikli bir etkileşim olan iletişim ilişkilerinde bulunuyoruz. Bu ilişkilerimizin başlangıç ve ortaklığı ise etkin bir benzetmeyle, hiçbir ayrımın bulun(a)madığı bir . [NOKTA]'dan oluşmasıdır.

"Nokta"dan aşağı doğru açılan, büyüyerek ve genişleyerek dalgalanan bir çizgide, anlık ve deneyimlerimizle, aşağı [yoğunluğa/kesâfete] doğru inen; yukarı [inceliğe/letâfete] doğru da yükselen bir aralıkta bulunuyor ve sürekli olarak çeşitli bilgi, bilinç düzeylerimizle, davranış-tutumlarımızdaki incelik ve kabalıklarla da aşağı ve yukarı bir salınımla, yine noktaya doğru geri dönmek [rücû] üzere yaşam yolculuğumuza devam ediyoruz...

Bu süreçte, az/çok ya da öteki varolanlara oranla daha "gelişmiş ya da geliş(e)memiş" var olanlar["insan"] olarak, kişiler arasındaki ilişkilerimizde de çeşitli bilgi, bilinç ve bilgelik farkımızın ve tutumlarımız üzerinden sürdürdüğümüz yaşamımızda, bazı sözcüklerin önceliğini ve olumlu etkilerini görüyoruz. Bunları, etkileri ile "sihirli" ve hizmetleri itibarı ile de "sigorta" sözcükler olarak kullanıyoruz. Bu sözcükler, bir piramit olarak düşündüğümüzde, sözcüklerin doruğunda yer alıyor.

Etkileri itibarı ile neredeyse bir "sihir" olarak tanımladığımız bu sözcükler,
kulağın duyacağı oranda seslendirilerek dışsal ve her düşünce ya da sözün, başında ya da sonunda, ilksel/öncelikli olarak kullanılmalarıyla gerçekleşiyor.

Yaşamı, (nitelikli) yaşam; bireyi,
(nitelikli) insan yapan ve öteki varolanlardan ayıran en önemli(öncelikli) durum ve kavram, sadece insana özgü bulunan, yeğleme olanağıdır. "Yeğleme/tercih etme" farkındalığıyla sürdürdüğümüz tüm düşünme ve konuşma süreçleri, kişiye, olgular arasındaki ayrımda durabilme ve isabetsiz olabilecek ile isabetli olan arasındaki tutumu ya da kararı verme olanağını sağlatıyor. Yani, "Bu gece/sabah, uyumayayım ve şu işleri tamamlayayım." düşüncesi ve ayrımında, "Bu gece/sabah, uyumamayı ve işleri tamamlamayı yeğliyorum." sözü ile olası zorluklar karşısında olanakların artmasını, denetim altında tutulması gereken gücün/olanakların, kişinin elinde olmasını sağlatıyor. Gün içinde, binlerce kez içinde bulunduğumuz bu ve bunun gibi ayrımlarda, farkındalığımızı devrede tutmamızı sağlayan yeğleme olanağımız, ilgili kararımızı, uygulamamızı, günümüzü ve yaşamımızı nitelikli düzeylere çıkarmakla birlikte, kaygılanmaya neden olabilecek "düşüncelerden" de alabildiğine uzaklaşabilmemizi sağlıyor.

İkinci "sihirli" sözcüğümüz olan "Lütfen" sözü/sözcüğünün kullanımı da kişiler arasındaki farkların/ayrımların yok olduğu noktadan düşünerek ve seslenerek söylememizi, aktarmamızı ya da paylaşmamızı sağlıyor. Bir emiri bile ricâya dönüştürebilen bir olanak sunuyor. Yani, bir yakınımıza, "Bana bir bardak su getir!" biçimindeki, "yakınlıktan ya da rahatlıktan" dolayı emir kipinde söylenebilecek sözü bile kendimiz düşünmek varken, yakınımızın, "sihirli sözcüğü söylersen getiririm" uyarısıyla "Peki. Lütfen, bana bir bardak su getir." sözüyle bambaşka bir alana taşımış oluruz. Bu ve buna benzer/benzemez tüm örnek ya da durumlarda, Lüt(û)fen, dikkat ve incelikle(rikkatle) söyleyebileceğimiz sözlerin yeğlenmesindeki ve gereksiz yere kaygıların oluşmasına engel olabileceğini de her ânımızda ve kararımızda, her sözümüzde göstermenin niteliği ve verimliliğinden de uzak duramayız.

Yaşamda, çok çeşitli durum söz konusu ve olasılığı içindeyken, pek kolay kaldıramayacağımız ve taşıyamayacağımız durum ve olaylarla da karşı karşıya geliriz. Bu durumlarda kullandığımız sözcükler ise "sigorta" sözcüklerdir.

Başımıza gelebilecek her türlü maddi/manevi kayıp, ölüm, önceki koşulların yitirilmesi gibi en zorlayıcı olanlarında ise gereken tüm eylemler gerçekleştirildikten ve sözler söylendikten, ıstıraplar paylaşıldıktan,
sözün yetmeyeceği ve usun tükeneceği noktadan sonra eğer bir yerde sonlandırılmazsa büyük zarar göreceğimiz kesin durumlar için çözüm aracı olan "sigorta" sözcükler(imiz)den ilki "Böyle" sözü/sözcüğüdür.

Yaşamın belirli aralığında bulunan zorlu durumların ötesinde de çok sıradışı, rekor ya da istisnai olumlu/olumsuz olay ve olgularla da karşılaşabilir, görebilir ya da duyabiliriz. "Böyle" sözünün yetmeyeceği (çok) aşırı ya da aykırı
durumlar için de imdada yetişen, elektrik tesisatındaki düzenek gibi, büyük zararlara neden olmaması için kurulan önlem ve sigorta aracı olarak, "Bu da var" sözü/sözcüğü kullanılmaktadır. Bu sözcüklerin özelliği ise bunları, ancak kendimize söyleyebilmek üzere içsel ve sonsal olmasıdır.

Bilincin oluşmasını, bu sözcüklerin kullanımı ile de büyük oranda sağlamış oluruz.

------------------------------------------------------------------
|       [dışsal ve ilksel]         |    [içsel ve sonsal]       |
------------------------------------------------------------------
|                                        |                                    |
|  1.) YEĞLEME/TERCİH   |  1.)    BÖYLE           |
|                                        |                                    |
|  2.) LÜTFEN                     |  2.) BU DA VAR    |
------------------------------------------------------------------


Anlık: Gülebilmenin önceliği ve sürekliliği... :)

B (bile değil): Her birimiz yaşamı ve yaşamdaki her türlü durum, ilişki ve ayrıntıyı bir çocuğun gözü ve kalbiyle görmeyi yeğleyebiliriz... <3

Bugün (ve her gün), gülmekten alıkoyan ne varsa on(lar)dan vazgeçebiliriz! :)

Ne haliniz varsa gülünüz... :)


Anlık: An/daki(Zen) bilinç/anlık, başlangıç bilinci ve sürekli olan/olması gereken bilinçtir...

B (bile değil): An, erişilebilecek en ince/derin/yoğun/kapsamlı/küçük bilinç, anlam ve değer birimi. Kişinin sahip olduğu ve olabileceği ilk, tek ve sürekli bilinç durumu. Kişinin, anlığının, ancak burada ve şu anda, en az (%51 - 99), fiziksel olanın devimiyle deneyimleyebileceği ve fakat yükseltebileceği bilinç durumu.

An kavramını her bir kişi ayrı ayrı düşünebilse de dile getirememenin çözümünü "An'ın An'a geçtiği An'daki An"da olarak düşünüp/tanımlayıp gerçekleşen durum ve deneyimlerin farkındalık ve verimlilik eşiği, özel ilgi, bilgi ve çabası olmadıkça ve çoğu kişi için çok düşük olduğundan, kişi, kendini, düşünerek, sorgulayarak, felsefe ve özellikle derin/keskinleşmiş düşünmenin doruğu ve birikimi olan An/daki(Zen) Bilinci ile bambaşka bir düzeye ve niteliğe çıkarabilmektedir.

Kendi üzerindeki ve çevresindeki her tür ayrıntının değerlendirmesini, anlığının neredeyse sınırsız denilebilecek olanaklarını bu bilgi, birikim ve bilincin özel, tarih boyunca damıtılmış 
Çin'de ve Japonya'da MS V. yüzyıldan beri yetkinleşerek tüm insanlığa armağan olarak biriken, olağan/alışılmış düşünüşlerin soru ve yanıtlarından oluşan bilmeceleriyle(koan), çok derin/özel öyküleriyle, görselleriyle sağlayabilmektedir. 

Bilinç üzerine temel ya da ileri düzeyde yükselmek isteyenlerin bu alandaki kaynakları okuyarak ve çalışarak inanamayacağı düzeylere erişebilmesi öngörebileceğinin çok ötesindedir.

"Bir Zen ustası, dağlık bir bölgede dolaşırken, yürüdüğü yolun sonunun bir uçurum olduğunu görür. Dönüp başka bir yoldan devam edecekken, arkasında iki kaplanın, onu beklediğini görür. Kaplanlarla savaşamayacağını gören usta, uçuruma doğru daha dikkatli baktığında ise aşağı sarkan bir sarmaşık olduğunu görür ve sarmaşığa tutunarak aşağı doğru inmeye başlarken, kaplanların aşağıda beklediğini görür. Yine yukarı çıkıp kaçabileceğini düşünürken, iki farenin, tutunduğu sarmaşığı kemirdiğini ve sarmaşığın kopmak üzere olduğunu görür. Böylesi bir durumdaki varoluşsal çaresizliğin ve umutsuzluğun içinde, tam karşısında duran bir çilek vardır. Ve usta, en umutsuz durumda bile yaşanabilecek son/tek bir şey (daha) olduğunun bilinciyle uzanır ve o çileği yer."

[İlgili betik ve kaynaklara sürekli erişim ve paylaşım adresi... 


Anlık: An be an...

B (bile değil): Dut ağacına tırmanmış birinin, dallarından tek tek toplayarak yiyebileceği dutların erişebileceği/eriştiği bir bölümü, ya parmaklarıyla uzanır ve toplarken ya da dutun birine dokunduğunda etrafındaki birkaçını toplayamadan yere düşer ve düşenleri yer, yer. Kişinin gözüne kestirdiği her bir dutu toplama/yeme olanağı ve olasılığı yoktur. Dallardaki dutlar o kadar çoktur ki onlarca kişinin yediği ve yiyebileceğinden daha fazlası ya olgunlaşmak üzere dallarda kalır ya da gece/gündüz dökülecektir/dökülmüştür.

"Daha kolayı var" diyerek ağaca tırmanmak yerine altına geniş bez/örtü serip ağacı silkeleyerek toplanan olgunlaşmış dutları toplamak da bir yöntemdir. Fakat bezle ne kadar toplanabilse de ağaçta görülen dutların bir bölümü yine bezin dışında kalacaktır. Dutların tamamını kendi toplayamaz/yiyemez ve yine doğa, yaşam ve öteki tüm varolanlar, yere dökülenleri sürekli yer.

Her bir dut tekini en küçük anlam/değer birimi ve veri olarak düşünelim. Veri, bilgi, anlam, düşünce, para, ekonomi, borsa, sağlık, başarı, mutluluk, huzur, yaşam ve bilinç de hem büyük yapı/düzen olarak dut ağacına hem de en küçük parçası olan duta benzetilebilir.

Kişi, eğer kaybettiklerini ve kaybedeceklerini göze alamaz, süreci düşünemez, kökten ve toptan kazanmaya odaklanır, "kendini de kendi çevresinin ya da dünyanın özeğinde/merkezinde görür" ise yaşam ve bilinç (ve bilgelik) ağacından ve meyvelerinden (nitelikli/yeterince) yararlanamaz. Ürünleri kendine/yaşamına katamamasının nedeni, yaşama ve düzenine katılamamasından kaynaklanır. 

Kişi, sahip olduğu/olabileceği her bir nesneyi, kişiyi ya da değeri (yeteri kadar) düşün(e)medikçe ve sorgula(ya)madıkça kaybedebilir fakat bu gerçekliğin farkına ancak dönüşü olmayan noktaya geldiğinde varır. Çevresindeki her bir parçayı kendine ait görmek yerine kendini her bir parça ve bütün ile birlikte, ilişkide görebilirse "sahip olma"nın ötesinde "olma bilinci"ne erer.

Kişi, ancak kazancının önünde kaybını da düşünebilir, göze alabilir; "alma" değil verme öncelikli davranabilir ve paylaşabilirse sahibi olduğu en küçük parça ya da değerden (düşünerek/sorgulayarak) istifa edebilirse bilincinden, bilgelikten ve niteliği, verimliliği/bereketi olan yaşam(ın)dan istifade edebilir/ettirebilir. Olmadan önce olmayı, ölmeden önce ölmeyi düşünebildiği, sürekli anımsayabildiği ve uygulayabildiği oranda bilinçli, bilge ve kendi olabilir.

"Böyle" ve "Bu da var" > "hmmm" :)

Ne haliniz varsa gülünüz... :)


---------------------------------

Bu yazıda yararlanılmış başlık ve kavramlar, FaRkLaR.net/kavram/bilinc
sayfasından daha geniş incelenebilir. Burada daha fazla ayrıntısına girilememiş ayrıntı, konu ve (olası) sorularınız için aşağıdaki yorum kutusundan yazabilir ya da çeşitli kaynaklardan araştırabilirsiniz...

Özellikle Felsefe-Bilim (Tarihi) ve Psikoloji alanındaki FaRkLaR'a şu adresten 
[ FaRkLaR.net/Bilim | FaRkLaR.net/psikoloji ] ve
sözcükler ve kavramlar arasındaki dizinlenmiş binlerce fark ve sözcüğe/terime, 
FaRkLaR Kılavuzu'ndan [ FaRkLaR.net ] ya da Sözcük Eczanesi'nden [ SozcukEczanesi.com ]
sürekli ulaşılabilir...


( Bu yazı, "Düşün-ü-yorum" Dergisi'nin, "Bilinç" konulu yıllık yayını için yazılmıştır. )